At arabası imalatı

at arabasi 300x224 At arabası imalatı

At arabası

Çok değil, bundan 50 yıl evvel Üsküdar Meydanı’nda sağdan say beş tane, soldan say on tane beton bina vardı. Vur yukarı taa Zeynepkâmil’e kadar bostanlar sıralanırlardı. Ahşabı kararmış viraneleri incir ağaçları sarardı… Dön Selimiye tarafına, Karacaahmet orman gibi uzanır, ak mermerler, kara selvilere nazire yapardı. Yollara hiçbiri diğerine benzemeyen taşlar döşenir, ulaşım büyük ölçüde at arabaları ile sağlanırdı. Gerçi hastahanenin önünde günün her saati üç beş damalı taksi bulunurdu ama 48 Dodgelarla, 52 Plymauthlara yanaşmak gariplerin boyunu aşardı. 56 Chevroletlerin, hatta 64 İmpalaların bile kral oldukları yıllarda at arabaları‘nın yeri sarsılmadı. Bir kere sütçülerle, zerzavatçılar hiç geri adım atmadı. Fırınlar tenteli arabalarla bakkallara somun yetiştirir, eskiciler, kalaycılar yüklerini kemikleri çıkmış beygirlere taşıtırlardı. Yazlık sinemaların sahipleri tatar arabasına kurulur ve mâlum anonsa “dikkat, dikkat” diye başlarlardı. “Seneninnn eşşahaser filmi Gününü Göreceksin! Başrollerde (başkası olsa bile) Ayhaaa Nışık, Gökseee Larsoy, Cüneeey Tarkın, Filiii Zakın! Renkli Türkçe sinemaskop. Aşk, macera, kavga, dövüş, tantana, hepsi Lâle Sineması’nda!” Biliyor musunuz at öyle utangaç bir hayvan değildir. Tıngır mıngır giderken bile rahatlıkla şeyini yapar, kargalara iş çıkar. Zaten bizim sokaklarımız sıkça gübrelendikleri için ot tutar. Hele arabacıların sineklendikleri duraklar felaket idrar kokar. Ama bizim nesil “at arabası” denildiğinde sadece “vınlayan bir kamçı” hatırlar. Sağolsun aziz ve yüce milletimiz paylaşmayı çok sever. Arabaya takıldığı için kırbaç yiyen bir çocuk bu zevki akranlarına da bahşetmeden duramaz. Arabacılar, çoğu kez arkaya asılanları farketmez ama diğer çocuklar müzevirlik yapar, onları uyandırırlar. Meşin kaytanı yiyip kıvrananlara katıla katıla güler, karınlarını tuta tuta “oh olsun” buyururlar. Tarihinden de koyalım Efendim, yeryüzünde “uçsuz bucaksız” deyimine en yakışan yer Ortaasya stepleridir. Çin sınırından Tibet yaylalarına uzanan muhteşem sahrada gölgesine sığınılacak tek ağaç bulunmaz, ama otlar olabildiğine uzar, çayırlar alabildiğine uzanırlar. Uzun geçen kışlardan sonra ortalık zümrüte keser ve zemin sonbahara kadar kavrulmaz. Türkler ekip biçecek kadar sabırlı değildirler. Hayvancılıkla geçinir, mera mera gezinirler. Gökkubbe’den başka kubbe tanımaz, taş üstüne taş koymazlar. Şu üç günlük dünya için ev yapmazlar. Öküzler tarafından çekilen “kağnı çadır”larda kuşlar kadar mutludurlar. Hatta otağlarını bile tekerlek üstüne kurar, evlerini peşlerinden koştururlar. Koşmak ha, zaten koşu, koşum kelimeleri hep ondan çıkar. Türkün oğlu uşağı, kızı kızanı, kabı kacağı, üstü başı, kılıcı kalkanı ve suyu tayını arabasındadır. Peki niye araba ata değil de öküze çektirilir? Türkün atı özeldir. O zarafet ve sürat demektir. Dost demektir, cenk demektir. Öküz güçtür, kuvvettir, çile çekse gerektir. Bizanslılar araba ile savaşmaya çok meraklıdırlar ama bizimkilerden tokat üstüne tokat yer yerlerine otururlar. Yoksa araba yapmakta Türkler de onlardan aşağı kalmaz. Biz nev’i şahsına munhasır bir millet olduğumuz için bazı takıntılarımız vardır. Mesela dedelerimizi arabaya, faytona bindiremezsiniz. Araba, yükler ve kadınlar için vardır ve delikanlıya arabada yer göstermek hakaret sayılır. Yük değil teker önemli Diyeceksiniz ki bizde oto sanayii onun için mi geç gelişti. Ne alâkası var. Türkler kendilerini bildi bileli araba yaparlar. Mesela Fatih klasik bir arabaseverdir. Zihnindeki topları Edirne’de dökerken nakliyesini hiç düşünmez. Zira ona göre yük ne kadar ağır olursa olsun onu götürecek bir tekerlek mutlaka vardır. Avrupa’nın en usta At arabası imalatçıları yine bir Türk türevi olan Macarlardır. Atilla’nın torunları kupayı, iskelete yaylar, kayışlar vasıtasıyla bağlar, sarsıntıyı azaltırlar. O yıllarda Koçi şehri araba işinde ün salar.. Osmanlılar daha ziyade ağır yük arabası üzerinde çalışırlar. Bunlara topkeşan beygirleri, mandalar, katanalar bağlar, İmparatorluğun taa öbür ucundan demir taşırlar. Osmanlı erkekleri dört adımlık yola bile atla gider, üstüne üstlük uşakları seyisleri peşlerine takarlar. Ama kadınlar içi kadife yastıklarla döşenmiş arabalara kurulurlar. Üstüne renkli deriden tenteler atar, içine kilim yayar, ipek astarlı al çuhalar koyarlar. Sonra o kaytanı sakız beyazı yastıklar… Erkekler arabaya ne kadar uzak dururlarsa kadınları da ata o kadar mesafe koyarlar.
Özel imalat
Bizde at arabaları standart değildir, her usta kafasına göre yapar. Tam çarklılar oldukları yerden döner, yarım çarklılar dönmek için harman yeri ararlar. Henüz Henry Ford’un prensibleri yürürlükte değildir ama bizde herkes işini yapar. Dingilci dingiliyle, tekerci tekeriyle uğraşır, mozayikçisi, abonozcusu, cilacısı, saracı işine bakar. Bundan 50 yıl evveline kadar Bursa’da, Adapazarı’nda, Eskişehir’de, Manisa’da ve İstanbul’da esnaf araba yedek parçaları satar. Oklar, dingil başları, yaylar, koşumlar… Bunların kalitesine göre yıldızlanırlar (bir yıldızlı, iki yıldızlı, üç yıldızlı gibi). Araba toparlayan usta, müşterinin taleplerini kaale alır. Zira, kimi “benim atım güçlü” der, “kimi benim yüküm narin” der. Yolu dereden geçen yüksek araba ister. Saman taşıyan köylüler boyu uzayıp kısalan arabaları severler.  Ancak bazı kaidelere uyacaksın ki araba sular seller gibi aksın. Yaylar öyle ayarlansın ki yola yapışsın, insanı yormasın. Ustalar imzalarını oymalarla atar, görenler karşıdan tanırlar. Atölye sahibi araba tesliminde küçük bir şov yapar, şeytan kantarı denen yaylı alameti arabanın okuna bağlar ufak ufak çekmeye başlar. Yarım kiloluk bir güçle arabayı kıpırdadır ve 250 gramlık bir kuvvetle peşine takar. Normalde bizim arabalarımız 200 kilo filan taşır. Fazlası fazladır. Hatta arabacılar sık oturup kalkan veletlerden bile rahatsız olurlar ki “hoplama dingil kırılır” darbımeseli onlardan kalmadır. Yürrrrü at arabası Derken Türk insanı teknolojiyi keşfeder. Sepetli Rus motorları, üç tekerlekli Arçelikler derken, vanlar, kamyonetler at arabaları‘nın pabucunu dama atarlar. Nalbantlar, demirciler, saraçlar tezgâhı toplar, motorcuların, döşemecilerin, kaportacıların işi artar. Arabacı takımı için değişmeyen tek şey vardır forma aşkı. Onlar yaşlansalar bile Karakartal’ı tutar, kötü gününde bile Beşiktaş Jokey Klübü’ne destek olurlar. Kaç yıl var ki at arabası gördüğüm yok. Bazı modifiye tipler ortalıkta dolanıyor ama onlar lastik tekerlekleri ile tatar arabasından ziyade traktör kasasını andırıyorlar. Olur ya, belki içinizden “bu arabalar nereye gitti” diyeniniz çıkabilir.. Hepsini bilemem ama Tofaş bir kısmını toplamış Bursa’da sergiliyor. Hem de çok hoş sergiliyor. Zaten o müzeyi gezmeseydim, bu yazı aklıma gelmezdi.

Araba test Çekiş gücü Bir ya da, iki beygir                                   (Troykalar üç beygirli oluyor) Azami Ağırlık 300 okka İstiap haddi Bir çeki Dingil mesafesi On karış Yolcu adedi Keyfinize kalmış Akselerasyon 0-100 km Ömrünüz yetmez                        0-20 km Hemen Tüketim 100 km’de beş kilo saman, bir kilo arpa Ateşleme Meşin kamçı. Fren Dizgin ile El freni Manivelalı papuç Suspansiyon Yapraklı makas Lastik ebadı Çıkmacı ne verirse Dönme mesafesi Bir sokak eni
Ayrıca hand made tablolar (göller, güller, söğüt dalları, dereler, karlı dağlar, bulutlar), kırmızı beyaz cantlar, bakır renkli dingil kapakları, doğal klima, ata uyarlı sestronik sistem otomatik pilot, (dehle hızlanır, brrrla yavaşlar), yol bilgisayarı yoktur ama hayvanlar mutlaka evi bulurlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>