Çözüm Ortaklığı Nedir?

Günümüzün sorunlarına ne kişiler ne de kurumlar tek başlarına çözüm oluşturabilecek gibi görünmüyor. Samimiyet platformunda çözüm ortağı olmak kaçınılmaz bir gereklilik.

f you don’t have a solution, you’re part of the problem” diyor İngilizler. “Çözümünüz yoksa problemin parçası sayılırsınız” demek aşağı yukarı. Öyle değil mi sevgili okuyucular; derde derman olacak hiçbir teklifi olmaksızın yalnızca problemi diline dolayan birini hoş karşılayan olur mu? İnsanı demotive etmekten başka neye yarar ki bu? Bir şarkının sözlerinde bile “geleceksen çareyle gel” denilmemiş midir?
Şu halde bir problemin varlığını ileri sürmek, durumun tespitini yapmak, tıptaki teşhise benzer ve hem gerekli hem yararlıdır tabii ama, bunu yaparken seçilen tarz ve sergilenen tutum çok önemli. Klasik müfettiş edasıyla suçlu aramaya yönelik bir anlayış yerine, en azından beklenen şey basit de olsa bir çözüm teklifidir. Birebir çözümün ta kendisi olamayabilir söyleyeceklerimiz belki; ama konu üzerinde biraz zihin jimnastiği yaparak, samimiyetle çözüme kafa yorarak getireceğimiz teklifler, hiç değilse yeni bazı açılımlara kapı aralayabilir; ki bu da az şey değildir.
Gerçeği aramak için yapılan zihin faaliyetlerinde iş dünyası gerçekten samimidir ve öyle olmalıdır. Çünkü yapılacak hatanın bedeli hem ağırdır, hem de kaçınılmaz. Halbuki meselâ, akademik ve politik çevrelerde gerçeği ararken, samimi olma gereği en azından bu derece kendini hissettirmez. Muhatap kitlenin mağlup olması ya da ikna edilmesi yeterlidir; durumu kurtarır. Ötesi siyasetçi veya akademisyenin vicdani sorumluluğu ile ilgilidir. İş dünyasında öyle mi ya? Mosmor olana kadar tartışabilir, herkesi ikna edebilir ama yanlış kararın acı sonuçlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
O halde iş dünyasında samimi biçimde çözüm ortaklığı‘ndan başka geçerli yol yok.

Kimlerle çözüm ortaklığı?
Tabii ki ilişkinin tüm taraflarıyla; tedarikçiyle, müşteriyle, çalışanla, hatta rakiple. İlişkilerin iki taraf için de değer oluşturması, kazan-kazan anlayışının tam manasıyla benimsenmesi gerekiyor. Bu ilk bakışta maliyetli gibi görünse de, işin aslı öyle değil.
Kalıcı bir güven tesis etmek, gönüllerde yer edinmek ancak böyle mümkün olabiliyor. Ve yine ancak o takdirde kalıcı bir kurum olmak mümkün. Kısa süreli kazanmaya ve yalnız kendisinin kârına yönelik uygulamalar içinde bulunan bir şirketin bu tutumunun uzun süre gözden kaçması mümkün olmaz ve insanlar değer üretmeyen, sadece kazanmaya endekslenen kişi ve kurumları eninde sonunda cezalandırır. Bu durum, bilginin bu derece yaygınlaştığı ve en önemli değer haline gelip, enformasyon imkânları sayesinde saniyeler içerisinde paylaşıldığı günümüzde çok önemli.
Çalışanlara karşı çözüm ortaklığı anlayışı ile hareket etmenin önemli bir göstergesi, bilgi paylaşımı ve yeni yönetim anlayışıyla şirketi cazibe merkezi haline getirmek. Tersine olarak, insanı basit bir üretim aracı olarak görüp, onun insani değerlerini, kendini geliştirmesini, entellektüel sermayesine yatırım yapmayı gözardı etmek ilk bakışta kazançlı görünebilir; ancak bu, orta ve uzun vadede şirket için kendi kuyusunu kazmak anlamına gelecektir.
Öte yandan tedarikçisiyle, onun da lehine değer üretme anlayışı yerine, ilişkileri, ezici bir tutumla ve kâr odaklı yürütmek ilk bakışta kazançlı görünse de, günümüzün yok edici rekabet ortamında, bu etik zaaf ağır bir faturayı kaçınılmaz kılacaktır.
Müşteri için değer oluşturma, onun hayatını kolaylaştırma ve mutluluğunu sağlama hedefinden sapma ise tam bir felâkettir; çünkü işin şakası yok, müşteri gerçekten kral ve dediği dedik. Sayısız seçeneği var, akıl almaz derecede kıyaslama imkânına sahip, cezalandırma yöntemi ise çok basit ve net; parasını başka yerde harcama kararını verdi mi tamam.

Danışmak ve çözüm ortaklığı
“İş bilmek” “işi bilmek”ten farklı bilindiği gibi. Yani herhangi bir faaliyetin teknik ayrıntılarına vakıf olmak başka şey; işi ve ilişkileri başarıyla yönetme bilgi ve becerisine sahip olmak başka. Ayrıca uzun yıllar süren uygulamanın oluşturduğu alışkanlık ve işletme körlüğü de birer gerçek. İşte bu noktada eğitim ile birlikte yönetim danışmanlığı yardımı da kaçınılmaz derecede önemli.
Çünkü danışman işletmenin dışından, operasyon telâşından uzak bakma imkânına sahip. Ayrıca yönetim ve çalışanlara karşı tarafsız davranabilecek durumda olduğu için çözüm oluşturması çok daha mümkün ve söyleyeceklerinin kabul görmesi de daha kolay. Tabii samimiyet şartıyla.
Danışmanın da değer oluşturma, samimi çözüm ortağı olma mecburiyeti var. Yalnızca problem tesbiti yapar, çözüme yanaşmaz ve riski üstlenmezse başarı imkânı yok tabii. Yani bu noktada da aynı konu (değer oluşturma ve samimi çözüm ortaklığı) karşımızda duruyor.

Sonuç olarak
İş hayatında; tüm ilişkileri değer oluşturmak, kazandırarak kazanmak, beraberce kazanmak anlayış üzerine kurmak; bilgi ve sevgi paylaşımında alabildiğine cömert olmak, olumsuz hiçbir söz ve davranışa hatta anlayışa hayat hakkı tanımamak gerekiyor.

Ne demişler?
“İnsanlık tarihi giderek, eğitimle felâket arasında bir yarışa dönüşmektedir.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>