Altıncı his filmi konusu

Çok dikkat ettim, nerede bir “duygusal” film var, entel eleştirmenler
sevmez. Ben de onlara inat “Altıncı His”se gittim.
Bruce Willis -o da benim ektirdiğim yerde saçlarını “tazelemiş”- diğer oyuncu da bir çocuk!..
Sinemada hanımlar ağırlıklı. Başörtülü teyze türbanlı kızını kapmış gelmiş. Yerimiz yanlarıydı.
Arada çıkıp, patlamış mısır alayım dedim.
Baktım, teyze de arkamda bitmiş. Sanki kola alıyormuş gibi yapıp, kulağıma “Evladım, biz sizi tanırız, severiz. Ama bu yaptığın ayıp değil mi?” diye fısıldamaz mı!..
-Hayrola, efendim.
-Yanınızdaki hanım.
-O benim eşim.
Çıkardım, cüzdandaki evlilik cüzdanını gösterdim.
Kadıncağız üzüldü. Yani, sizin gibi meşgûl bir adam, pazartesi 11:30 matinesinde bir hanımla el ele sinemaya gidince..diye başladı; “Affet beni evlât, etraf o kadar kötü ki…” ile bitirdi.
Güldük, geçtik. Sonra onu hanımla tanıştırdım. Teyze genel için haklıydı. Etraf o kadar kötülemişti ki… Ve her şey o kadar hızla kirleniyordu ki, birinciliği beyaza verirler diye benim gibi Cyrano de Bergerac’dan bile şüphelenmişti.
Filme siz de gidin. Tavsiye ederim.
Bir çocuk var. Herkes “deli” zannediyor. Bruce da psikiyatr. Sosyal psikolog. Çocuğu kazanmaya çalışıyor.
Çocuğun sorunu şu:
-Ölüleri görüyor.
Ölmüş insanlar ona görünüyor ve ondan bir şey istiyorlar.
Film sürpriz bir sonla bitiyor. Dışarı çıkınca bir an düşündüm. Şu “6. his” geçici de olarak bizde olsa, acaba millet olarak toparlanır mıyız?
Rüşvet alan bir adamın karşısına namusundan başka serveti olmamış merhum babası çıksa, “Ne yapıyorsun, evladım?” dese!..
Utanır mıyız?
Bize bu toprağı kanlarıyla emanet edenlerden utanır mıydık? Fatih’ten…Kanuni’den…
Hele Atatürk’ü gördüklerinde bırakın sağdakileri, laik cephedeki bazılarının nereye kaçacaklarını görür gibiyim.
Altıncı his, mesuliyetleri mahmuzlayacaksa eğer, kanlarla sulanan o topraklara milli iptilâ haline gelmiş o tükürme illetinin önü alınamaz mı sanırsınız.
Gerçek millet olmanın koşullarından biri o ölülerle birlikte yaşamanın bilincine varmaktır.
Sadece saray gezerken, buradan bir zamanlar II. Abdülhamid de yürümüştü demek değil, anlatmaya çalıştığım.
Ecdadı hissetmek.
Onlar bizi gözlüyormuş duygusuyla, onların bıraktıklarına ihanet etmeden, istismara yeltenmeden, onları, kendi şahsi menfaatlerimize kullanmadan hareket etmek.
Doğrusu bugünkü vurdumduymaz halimizi tarttıkça onlar mı ölü, biz mi ölmüşüz inanın çıkaramıyorum.
Sonunda filmin, Willis’in mekânını kestiremediğimiz gibi.

Altıncı his filmi konusu” üzerine 2 düşünce

  1. Hayatımda izlediğim en kötü filmlerden birisiydi diyebilirim. Fragmanını seyrettiğimde nasıl da umutlanmıştım halbuki. Adamlar filmin özetini hazırlamakta, kendisini çekmekten daha başarılılarmış meğerse.
    Zaten işlerin kötü gideceği daha başından belli olmuştu. Büyük bir keyifle elimde kahvem, yanımda arkadaşım olduğu halde fuayede oturmuş başlama saatini bekliyorduk. O sırada bir önceki seans bitti ve izleyiciler salonu terk etmeye başladılar. Aralarından üç bayan ayrıldı ve tam bizim oturduğumuz masanın yanına oturdu. Kendi kendime diğer salonda oynamakta olan diğer filme gireceklerini düşündüm. Çünkü insanlar genellikle film bittiğinde sinemayı terk ederler.
    Ben bunları düşünürken onlar yüksek sesle sohbet etmeye başladılar. Dinlemek gibi bir amacım yoktu ama duymamak gibi bir şansım da olamadı. Bizim masa komşuları bir güzel filmin sonunu anlattılar ve sonra görevini başarıyla tamamlamış asker edasıyla kalkıp gittiler. Ben orada kalakaldım. Çünkü Altıncı His bir gerilim hatta korku filmi. Ve bütün mesele finalinde saklı. Sonunu bilerek seyretmek ise tam anlamıyla bir işkence.
    Canım sıkıldı doğal olarak. Ama yine de huysuzluk yapmamaya gayret edip koltuğuma yerleştim. Film başladı. Ve daha ilk dakikada o akşam başıma gelebilecek en kötü şeyin filmin sonunu bilmek olmadığını fark ettim. Daha beteri kendisini izlemekti.
    Bruce Willis çok önemli bir oyuncu değil zaten. Onu aksiyon filmlerinde eğer reji de iyi ise beğenmek mümkün. Yoksa kariyerindeki en önemli iş Mavi Ay dizisi olarak algılanabilir. Bir de Die Hard’ı saymak mümkün.
    Diğer oyuncuların hiçbirisi tanıdık değil.
    Bir psikiyatristin, ölüleri gören bir erkek çocukla paylaştığı zor deneyim cümlesiyle özetleyebiliriz konuyu. Senaryo deli saçması, oyunculuklar zayıf, efektler vasat. Ama fragman iyi.
    Ömrümün en sıkıntı verici deneyimlerinden birisini yaşadım o gün o salonda. Ve anladım ki o bayanlara boşuna sinir olmuşum. Çünkü onlar söylemeselerdi de sonunu zaten ilk on dakikada anlayacaktım.
    Şu sırada vizyonda olan bir diğer iddialı yapım Aydaki Adam. Bir Jim Carrey saçmalaması. Eğer fazla boş vaktiniz varsa gidin ben gitmeyi hiç düşünmüyorum.
    Bu arada Anna And The King’i izledim. Yani Anna ve Kral. Jodi Foster’ın usta işi oyunculuğu sayesinde ayakta durabilen para harcanmış film.
    Eğer dünya klasiklerinden birisi olarak kabul edilen Kral ve Ben’i izlediyseniz onun aynısı olduğunu göreceksiniz. Tabii aradan geçen uzun yıllar ve gelişen teknik sayesinde daha farklı bir tat bırakıyor. Ama ben, King And’ı yani orijinalini daha çok sevmiştim. Oradaki Yul Bryner, iz bırakan bir karakter oluşturmuştu.
    Yine de bugünlerde izlenmeye değer denebilecek tek film herhalde Anna and The King.
    İşte böyle.

  2. Hint kökenli bir yönetmenin imzasını taşıyan “Altıncı His” filminde, 11 yaşındaki harika çocuk Osment oyunculuğuyla “Oscar”ı zorluyor.

    Hint kökenli Amerikalı genç bir yazar-yönetmenin imzasını taşıyan bu çalışma ABD’de gösterime girdikten sonra beğeni toplayarak geçen yılın en sevilen filmi seçildi. Böylece M. Night Shyamalan üçüncü filmi olan “Altıncı His”le Amerikan Yönetmenler Birliği tarafından yılın en başarılı yönetmeni olmaya aday gösterildi. Gerçi eleştirmenler, Shyamalan’e pek itibar etmediler ama durum ortada. “Yıldız Savaşları”nın ardından 1999’un en fazla iş yapan yapımı olduğunu kabul ettiler. Başrolünü Bruce Willis’in oynadığı “Altıncı His”, hiç beklenmedik bir biçimde sinemalarda ses getirdi ve seyircinin gözdesi oldu.

    KARANLIK GÜÇLER
    Filmde biraz gerilim, biraz psikolojik drama, biraz da romantizm var. Sekiz yaşında bir çocuk olan Cole (Haley Joel Osment) karanlık güçlerin etkisi altındadır. Zaman zaman kendi iradesi dışında bağlantılar kurmakta ve bu durumdan çok korkmaktadır. Çocuğun kollarında çizikler, sırtında yara izleri var. Hatta komşuları bunları annesinin (Toni Colette) yaptığını sanır. Esas kahramanımız ruh doktoru Molcom Crowe (Bruce Willis) psikiyatrist olarak sorumlu çocuklarla uğraşıyor. Öykü, ona verilen bir ödülün merasimiyle başlıyor. Başarılı koca, çoğu zaman işini, eşine tercih ediyor. Aile içi tartışma, yan odadan gelen seslerle kesiliyor. Crowe’un eski bir hastası bir türlü aradığı huzuru bulamamıştır ve elinde tabanca ile odaya girer. Önce doktora ateş eder, sonra da kendi hayatına son verir. Aylar sonra doktoru yeni bir vak’anın peşinde görüyoruz. Küçük kahramanımız Cole, doktorun yeni hastasıdır. Daha önceki başarısızlıklarını telafi etmesini sağlayacak fırsat çıkmıştır. Annesinin çalışarak büyüttüğü, babası ise onu terkedip gitmiş Cole, arkadaşlarının gözünde delinin biridir. Normal ötesi güçlere sahip olan çocuk, sıkıntılarını doktoruna anlatmaya başlar. Crowe küçük hastasındaki esrar perdesini aralamaya çalışır.

    SÜRPRİZ FİNAL
    Yönetmen Shyamalan, görsel olarak çok başarılı bir film yapmış, hem de hiç özel efekt kullanmadan. Öte yandan oyuncularını da çok isabetli seçmiş. “Forrest Gump”te Tom Hanks’in oğlu olarak izlediğimiz, beş yıllık TV tecrübesi olan onbir yaşındaki Osment, sadece şirin bir çocuk değil, iyi bir aktör de… Bu filmdeki rolüyle Altın Küre’ye aday gösterilen Osment, başrolde olduğu halde yaşı küçük olduğu için ancak Yardımcı Erkek Oyuncu dalında aday olabildi.
    Ancak filmin belki de en çok sersemleten sahnesi olağanüstü sürprizle biten finali. Belki de “Altıncı His”i bir daha seyretmek zorunda kalabilirsiniz. Aman ha, sizden önce seyredenlerden filmin sonunu sakın öğrenmeyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>