Cahil Periler filmi

Ferzan Özpetek’in filmi ‘Cahil Perileri’ izlemeyeniniz varsa sakın kaçırmayın. Son dönemde seyrettiğim en güzel film tanımlaması sanırım abartılı olmaz, öyle yalın bir anlatım, öyle içten ve dokunaklı ki, içinizde birşeyleri kıpırdatıyor, kafanızdaki tabuları sessizce yıkıyor.

Filmde bir kadın aynı zamanda ilk aşkı olan 15 senelik eşini kaybediyor ve onun ölümünü takiben hayal bile edemiyeceği garip gerçeklerle karşılaşıyor. Eşinin kendisinden uzun seneler boyu gizlediği bambaşka bir dünyayı ve bu dünyanın gizemli güzelliğini hüzün ve şaşkınlık içinde anlamaya çalışıyor.

İşin en tuhaf kısmı, adamı karısını seneler boyu aldatmış bir düzenbaz olarak göremiyorsunuz… Sevdiği insanları üzmeye kıyamayan, duyarlı, sevgi dolu ama ne var ki farklı dünyalara ihtiyaç duyan alternatif bir kişilik olarak canlanıyor gözünüzde.

Bu mümkün mü diye düşünüyorsunuz, bir kişinin sevdikleriyle paylaşamadığı bambaşka bir dünyası olması… Mümkün olmaktan da öte, bu haksızlık ve riyakarlık olarak mı nitelendirilmeli; yoksa aslında herkesin hayallerinde zaten varolan farklı dünyaları gerçeğe dönüştürme cesareti olarak mı?

Çok mükemmel bir ilişkiyi yaşarken bile hepimizin iç dünyasında bazen kendi kendimize bile açıklayamadığımız gelgitler yaşanıyor, düşüncelerimize sansür uygulamak ise hem kendimize haksızlık, hem de faydasız bir çaba. Ya bu gerçekler paylaşılamayacak kadar kişiye özelse ve ya birgün ‘keşke’ler yaşamamak için farklı bir dünyayı keşfe çıkma cesaretini gösterirsek…Dürüst olmak pahasına sevdiklerimizi üzmek, hayal kırıklığına uğratmak mı doğru yol yoksa yaşadıklarımızı kendimize özel bir dünyaya hapsetmek mi?

Bu soruları sorar ve cevaplarını ararken sanmayınki sadece aşktan ve benzeri ikili ilişkilerden bahsediyorum, ailelerimize açamadığımız kendi gerçeklerimiz, dostlarımızın anlayamayacağına inandığımız sırlarımız, hepsi bence aynı noktada düğümleniyor.

Sürekli yargılanıyoruz bir şekilde, eşimiz, ailemiz, dostlarımız her hareketimizi, hatta onlara açtığımız her düşünceyi yargılıyor, komşularınız, iş arkadaşlarınız veya da toplum denilen o belirsiz topluluk sanki hep ensemizde. “ Aman sakın şöyle yapmayayım yoksa ele güne rezil olurum” düşünceleri hayatımıza yön veriyor, görünmez sınırlarla çevrelenmiş bir dünyada yaşıyoruz ..Neden? Çünkü kimse reddedilmek, ayıplanmak istemiyor, sevdiklerini hayal kırıklığına uğratıp onları üzmek, kaybetmek istemiyoruz.

Ama ya yaşanması gerekenler, ya içinizde , belki de biliçaltınızda sizi kemiren tutkularınız…

Karar sizin, hayat kısa bir gerçek, siz çözemeden kaçıp gidiyor avuçlarınızın içinden .
Herkes kendi doğruları içinde, olabildiğince özgür yaşamalı derim, ya siz ne dersiniz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>