Ayşegül Turan kimdir?

Sosyal Bilimci ve Dil Terapisti Ayşegül Turan, hayatını araştırmalarına ve tamamiyle mesleğine adamış bir insan. Ayşegül Turan ile mesleği ve özel hayatı hakkında konuştuk…

-: Ayşegül Turan kimdir? Ayşegül Turan: Sosyal bilimci ve terapistim son yıllarda yazarlık yapmaya da başladım. Masterımı, felsefe ve klinik linguistlik yani konuşma ve dil bozuklukları üzerine yaptım. Yazılarımda da bu konuları işledim.

-: Felsefeye olan ilginiz ne zaman başladı? Ayşegül Turan: Sosyal bilimlere karşı her zaman ilgim vardı ve tercihlerim hep bu yönde oldu. Felsefeyi okuduktan sonra yararlarını görüyorsunuz. Felsefe sizi çok ağır bir bilgi birikimiyle karşılaştırıyor. Bunları okuduktan sonra da dünyaya ve kendinize olan bakış açınız değişiyor. Ben bir terapist olarak bunu her zaman pozitif algıladım. Toplum bilimci kökenimin olması terapilerimde her zaman artıdır. Çünkü farklı perspektifleri de görme şansınız var. Eğer sadece bir eğitimci olup, konuşma terapisi yapıyorsanız, olaylara bakış açınız sadece eğitim biliminin size verdikleri artı, konuşma terapisinden aldıklarınızdan ibaret olurdu. Ama olaylara felsefenin bir açısından baktığınız zaman pek çok farklı dinamiği aynı anda görüp, onları yoğurma şansınız var. Bunu da terapi sonuçlarında rahatlıkla görebiliyorsunuz.

-: Felsefenin ardından neden dil terapisiyle ilgilenmeye başladınız? Ayşegül Turan: Benim konuşma terapisine olan ilgim İngiltere’de başladı. İngiltere’de özürlü çocuklar için çalışan bir hastane programına katıldım. Bu çalışma sırasında, özel eğitime ve konuşma terapistliğine büyük bir ilgi duydum. İngilizlerin mesleklerine olan saygıları ve bakış açıları da bana bu mesleği çok sevdirdi.

-: Kitap yazmaya devam ediyor musunuz? Ayşegül Turan: Konuşma bozukluğu olan küçük çocuklara yönelik yeni bir kitabın basım projesi var. Pediatrik konuşma bozukluğu uzmanı olarak sadece 12 yaşına kadar olan çocuklarla değil, tüm konuşma bozuklukları geriliğiyle ilgileniyorum. Kitaplarımda yazılarım çoğu zaman anne-babalara yönelik oluyor. Yazılarımda ailelerin ne yapmaları gerektiğini, bu sorunla nasıl baş edebileceklerini anlatmaya çalışıyorum.Türkiye’de benim alanımda uzman olan sadece üç kişi var, yeterli uzmana sahip değiliz. Konuşma, dil bozukluklarına müdahale eden, eğitim veren bir kurum veya okul da yok.

-: Türkiye’de neden bu konuda daha fazla birşey yapılmamış? Ayşegül Turan: Çünkü bu işi dışarıda öğrenen insanlar çok az. Bu konuda eğitim alan iki üç kişide Eskişehir Üniversitesi’nde sağır ve dilsizlere yönelik, konuşma terapisi ağırlıklı olarak çalışıyorlar. Başka hiçbir üniversitede bu alan yok. Akademisyenlerin kendi özel çalışmaları oluyor, bir arkadaş sadece kekemelik üzerine uzmanlaşmış, bir diğeri ise sadece afazi üzerine çalışıyor. Bu şekilde tek tek çalışmalar var. Bu alanda bir fakülte olmasını ve insanların bir çatı altında organize olmasını çok isterdik ama maalesef ülkemizde böyle bir alan henüz mevcut değil.

-: Türkiye’de engelli çocuklara yönelik okulların sayısı da oldukça az değil mi? Ayşegül Turan: İstanbul’da spastikler için okullar kuruldu. Kadıköy’de kapasitesi çok yüksek olan bir okul açıldı, bir de Moda’da bir okul daha var. Down Sendromlu çocukları alan okullar da var. Fakat bu okulların sayıları yetersiz. Mevcut okullarında kapasiteleri oldukça sınırlı, eğitim düzeyleri de özel klinik düzeyinde. Bizim kliniğimizde de özel klinik ve hasta potansiyelimiz sınırlı, herkesi alamıyoruz. Özellikle benim kriterlerim daha farklı, ben diğer bölümlere oranla daha az kişi alabiliyorum. Ülkemizde özürlü çocukların eğitim alamamaları gerçekten büyük bir sorun, aileler oldukça zor durumdalar. Otuz tane veli bir araya geliyor, bir okul, bir vakıf kurulması için girişimde bulunuyorlar ama yeterli sayıda uzman bulamıyorlar. Bu konuda en büyük eksik devlet desteğinin olmaması. Özürlü çocuklarda eğitim konusu umarım önümüzdeki yıllarda düzelecektir.

-: Sizin projeleriniz neler? Ayşegül Turan: Benim projelerim her zaman araştırmaya yönelik. Ben alanımla ilgili araştırırım ve yazarım. Benim için birinci kriter kliniğe gelen çocuklara yaptığım terapilerin başarılı olması. İkinci kriter ise bilimsel çalışmalar. Bu konu hakkında Türkiye’de bir kaynak olmadığı için bilimsel çalışmaların tüm kaynakları yurtdışından sağlıyoruz ve bu da bizi maddi olarak zorluyor. Türkiye’de yapabileceğim bir çalışma ortamı olamadığı için İngiltere ya da Amerika’da bir kursa yazılmak zorundayım.

-: Üniversitelerde böyle bir bölüm açmak için bir girişimde bulundunuz mu? Ayşegül Turan: Bölüm açmak için doktora düzeyinde eleman gerekiyor. Branş çok spesifik. Mesela İngilterede Redding Üniversitesi’nde konuşma bozukluğu ve dil bozukluğu bölümünde en az onbeş uzmanlaşmış insan var. Bunlardan bir tanesi çocuk patalojisi, bir tanesi kekemelik, bir  tanesi afazi (beyin zedelenmesiyle oluşmuş konuşma bozukluğu), dolayısıyla çok fazla uzmana ihtiyaç var ve potansiyel olarak şu anda uzman kadrosu yok. Tabii doktorlar olmadan da bölüm açmak mümkün değil. İlgilenen üniversiteler var ama ilgi yeterli değil. Bu konu hakkındaki hiçbir literatür Türkçe değil, hepsi İngilizce. Dolayısıyla Türkçe açılmış bir programın öğrencilere pek bir yararı olacağına da inanmıyorum. Kişisel araştırmayı destekleyici bir programı ancak İngilizce bilenlerle yapılabilir. Onun içinde birinci şart, İngilizce sınavı, arkasından da dört senelik bir eğitim bu işin çaresi olabilir. Bunlar şu anda proje ama proje herşeyin başıdır. -: Özel vaktinizde neler yaparsınız? Ayşegül Turan: Okumayı çok severim, dinlenmek için bile okurum. Ayrıca seyahat etmeyi de çok severim. Son yıllarda en çok İngiltere’ye gittim.Orada keşif gezileri yaptım. Şimdi de buna Türkiye’de devam ediyorum.

-: Sizi İngiltere’ye çeken orada kurduğunuz dostluklar olabilir mi? Ayşegül Turan: İngiltere’ye gitmem tamamen tesadüfle başlayan  ve meslekle ilgili arayışlardan kaynaklanıyordu. Bu durum bir süre sonra alışkanlık oldu. Benim İngiltere’de deneyimlerim hep bir inceleme, ortaya çıkan gözlenebilir şeylerden yararlanma, düşünme sürecidir. Onların kapalılık, mesafeli oluşları, az güvenmeleri, materyalist olmaları enterasan şeyler. Bu kendi kültürümün ne kadar değerli olduğunu her seferinde bana yineliyor. Karşılıklı oturduğunuz ve konuştuğunuz insandan sadece konuşmanın dışında hiçbir şey beklemiyor olmak sadece bizim kültürümüze özgü birşey. Bir yabancıyla karşılaştığınızda ve konuşmaya başladığınızda sürekli karşılığında ne alabilirim, ne verebilirim bilinci oluyor.

-: İngiltere’de eğitim aldınız ama İngiliz dilinin fonetiği ile Türkçenin fonetiği çok farklı. Bunu nasıl uyarladınız? Ayşegül Turan: Bu uyarlamayı ben yapmıyorum. Çünkü Türkçe’nin ses sistemi belli, o konuda şanslıyız. Türkçe’deki sesin IPA (International Phonetic Alphabet)’de hangi seslere tekabül ettiği ortak bir alan var. Dolayısıyla bu, dil eğitiminin sadece ses tarafıdır. O konuda Türkiye’de Eskişehir Üniversitesi’nin yaptığı çalışmalar var. Ses sistemde oturmuş bir gelenek var Türkiye’de. Ama bunun yanı sıra down sendromlu çocuklardaki dil bozuklukları, konuşma bozukluklarıyla ilgili hiçbir araştırma yok. Tek araştırma benim iki down’lu çocuğun konuşma bozuklukları ve dil gelişimleri üzerine yaptığım master tezimdir Onun dışında çocuklarda afaziyle ilgili bir dil çalışması yok. Çalışılması gereken pek çok açık var.

-: Çalışmalarınızda sizi destekleyen biri var mı? Ayşegül Turan: Çalışmalarımı aslında çok kişi destekliyor. Buradaki ekip dışında pek çok aile destekliyor. Arkamda çok güçlü bir veli desteği var, o bana çok güç veriyor. Manevi olarak bana çok inanıyorlar ve çocuklarını bana çok rahat teslim ediyorlar. Bu durum bana  güç veriyor. Ama bireysel anlamda sizi destekleyen biri var mı, diyorsanız, yok, yalnızım.

-: Evet, bize biraz da özel hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Ayşegül Turan: Ben aşka inanıyorum. Aşk olduğu zaman evlilik ve birliktelik oluyor. Aşık olmanız için de yani ayaklarınızı yerden kesecek biri ile karşılaştığınız gerekiyor. Aşkın bence insanın kendisini ve duygularını tanımasıyla da ilgisi var. Pek çok insan, bunun farkında olmayabiliyor ve hatta aşık olduğunu hissedemeyen insanlar bile oluyor. Bu sizin duygunuz üzerine ne kadar konsantre olduğunuzla ilgili birşey ama duygularınıza sahip çıkıyorsanız bu sizin aşık olmanızı ve sevme potansiyelinizi de yükseltiyor. Tabi bu biraz şans, aşk çok ender yaşanıyor herkes aşık olamıyor.

-: Özel olarak ilgi alanlarınız neler? Ayşegül Turan: Anlattıklarım tümü benim özel uğraşım. Ben mesleğime ve de İstanbul’a aşığım. Çok meraklı bir insanımdır bu nedenle araştırma yapmaya da  aşığım, benim için herşey araştırma konusudur.Tüm bunların dışında çok fazla birşey kalmıyor. Hayatımın geri kalan kısmını seyahatlere, farklı insanlar tanımaya sıkıştırıyorum. Sosyal hayatımı canlı tutmaya uğraşıyorum. Araştırmacılar genelde dört duvar arasında kalmak zorunda olan insanlardır, onun için sosyal hayat hep eksik kalır. Çünkü ikisini bir arada yapmak çok zor, herkesin yapabileceği birşey değildir. Çok sosyal olursanız araştırma yapamazsınız, yazamazsınız. Ama çok antisosyal olursanız çok iyi bir yazar olursunuz. Ben ikisini dengelemeye çalışıyorum. Hem hayat, hem araştırma bir arada gitsin istiyorum.

-: İleriye dönük hayalleriniz nedir? Ayşegül Turan: Hayalim merkezi büyütmek. Büyük bir merkez çok daha iyi olabilir. Amacım Konuşma ve Dil Bozuklukları Enstitüsü kurmak. Bu zamanla birikimler doğrultusunda olabilecek bir şey. Bunun dışında çocuklarda dil eğitimine yönelik Türkçe bir kitap literatüre kazandırmak istiyorum. Bu konuyla uğraşan insanın her türlü bilgiyi bulabileceği bir Türkçe kaynak oluşturmak en büyük isteklerimden biri

-: Artık klasikleşen sorumuzu size de yöneltmek istiyorum. Bir ailenin olabilmesi için gerekli üç şey nedir? Ayşegül Turan: Mutlu bir aile için gerekli üç şey; sevgi, güven ve iyi bir dialogtur. İletişim, ifade problemi olmayan dürüst bir ilişki. Bence bunlar olduğu zaman ilişki yürür…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>