Güldal Akşit kimdir?

57. Hükümetin en iyi çalışan bakanlıklarından biri Turizm Bakanlığıydı. Bakan Taşar’ı ve onun çalışkan ekibini yakından izleyen biri olarak Türk turizminin parlak bir başarı çizgisi çizdiğinden, sayın Taşar’dan sonra gelecek olan bakanın çok şanslı olduğundan bir yazımda bahsetmiştim. Dolayısıyla, 3 Kasım seçimlerinden sonra, hükümetin kurulma arefesinde Turizm Bakanı’nın kim olacağı benim için ayrı bir merak konusuydu. Güldal Akşit ismini ilk işittiğimde bir bayan bakanın böyle önemli bir Bakanlığa gelmiş olması beni sevindirdi, ayrıca hemcinsim olduğu için gururlandırdı. Sayın Akşit’in diğer şanslı tarafı 15 ay gibi kısa bir siyasi süre içinde bakan olması… Türkiye’de kadınların parlamentoya %50 oranında katılmalarını savunan bir kişi olarak haliyle ilk sorum, politikada kadın sayısının neden bu kadar az olduğu, sayının artması için neler yapılması gerektiği üzerine oldu. Türkiye’de politikanın hep erkek egemen olduğunu söyleyen Akşit, konuşmasını şöyle tamamladı …

- Politika bizde hep erkek işi olarak görülmüştür. Açık söylemek gerekirse erkekler de bu hususta onlara kolay kolay fırsat vermemişlerdir. – Şu meşhur dizideki taş fırın erkeği gibi hep zorluk mu çıkarıyorlar? – Genelde öyle. Zaten dizideki o taş fırın erkeği tiplemesi bence karakteristik Türk erkeğini canlandırıyor. Siyasete atılmak cesaret gerektiriyor. Kadınlar bu cesareti kolay kolay gösteremiyorlar, çekimser kalıyorlar. Siyasete atılanlar da çok ağır bir sorumluluk yükleniyorlar. Özel hayatlarından, aile hayatlarından; hatta şahsiyetlerinden fedakârlık yapıyorlar. Bu sebeple en iddialı olanlar bile siyaseti bir noktaya kadar götürebiliyorlar. Bu hususta onları suçlamamak lazım. Gerçekten çok büyük zorluklarla karşılaşıyorlar.
“Kadınlar politikaya girsin” – Sizce öncelikle ne yapmak gerekiyor? – Destek şart. Kadınlara politikayı tanıtmak ve sevdirmek lazım. Takdir edersiniz ki kadınların içinde bulundukları topluluklar her zaman daha seviyeli, daha özel ve canlı oluyor. Kadınlar çalışmalarında daha dikkatli ve titizdirler. Yeter ki onlara elverişli bir ortam sağlansın. Ben kadınlara politikaya girmelerini samimiyetle tavsiye ediyorum. – Sizin politikaya girişiniz nasıl oldu? Daha önceden böyle bir idealiniz ve hevesiniz var mıydı? – Açıkçası yoktu. Ben avukatım. Mesleğim politikaya pek uzak değil. Ayrıca, politikacı bir aileden geliyorum. Eski bir politikacı geliniyim. Kayınpederim Hüseyin Avni Akşit 12. Dönem milletvekiliydi. Özel bir sektörde çalışırken bana AKP’den kurucu üyelik teklifi geldi. Bunu ailemle birlikte değerlendirdim. Neticede, “neden olmasın, politikada biz de varız” deyip kabul ettim. AKP’ye girişimden itibaren hep aktif olarak görev yaptım. Partinin her kademesinde çalıştım. Tüzük ve program çalışmalarında bulundum. – Tek bayan bakan olmanız itibarıyla hem Türkiye’nin hem kabinenin kıymetlisisiniz? Neler hissediyorsunuz? – Kabinede tek bayan bakan oluşumun tabii ki avantajları var. Arkadaşlarım gerçekten bana çok yakın davranıyorlar, destek oluyorlar. Ama ben kendimi ağır bir sorumluluk altında hissediyorum. Hem partim adına, hem bayanlar, hem de meclisteki bayan milletvekilleri adına başarılı olmak zorundayım. Başarısız olmak gibi bir lüksüm yok. – Göreviniz aile yaşantınızı etkiliyor mu? – Elbette. Eşim İstanbul’da, ben burdayım. Çok düzenli ve disiplinli bir aile hayatım, iyi bir işim vardı. Bunlar bozuldu. Yaptığım fedakârlık aslında. Zaman zaman bütün bu fedakârlıklara değer mi diye soruyorum. O kadar zorlanıyorum yani. – Eşiniz de çok anlayışlı ve geçim ehli bir insan herhalde. – Tabii ki öyle. Ama biz bu kararı birlikte aldık. Bakanlık teklifi doğrudan doğruya Tayyip Bey’den gelince ilk danıştığım kişi eşim oldu haliyle. Bana ‘düşün taşın, ben bu işi yapabilirim diyorsan; bu işi yaparken mutlu oluyorum diyorsan kabul et; ben de senin başarılı olman için gerekli desteği veririm’ dedi. O, böylesine samimi bir destek vermeseydi herhalde bu görevi kabul etmezdim. Düşünün ‘sen ordasın, ben burdayım’ diye huysuzlanan bir eş, insana rahatlık verir mi? – Neler yapmayı düşünüyorsunuz? – Değerlendirebileceğimiz çeşitli alternatifler var. Öncelikli olarak yat turizmine ağırlık vermeyi planlıyoruz. – Hedefiniz zengin turistleri çekmek mi? – Tabii ki. Bir yatın Türkiye’ye bırakacağı döviz miktarı 15-20 turistin bırakacağından onbeş-yirmi kat daha fazla. Bu yüzden yat turizmi teşvik edilmeli. Bu işin birinci boyutu. İkinci boyutu golf turizmi. Zengin turistin en çok ilgisini çeken bir alan. Bizde bu alanda yatırımlar yapılmış ama biz daha çok arttırılmasından yanayız. Ayrıca, sağlık ve kaplıca turizmine önem veriyoruz. Bütün kaplıca bölgelerimizin dış turizme açılabilecek hale gelmesi lazım. Ama gördüğüm kadarıyla bu bölgeler bakımsız bırakılmış.
“Öncelik Akdeniz” – Sizin bir de güzellik turizmini geliştirme projeniz var. Bunun hakkında bilgi verir misiniz? – Bu, Almanya’daki tetkiklerim sırasında dikkatimi çeken bir turizm çeşidi. Almanlar deniz suyuyla terapiyi çok önemsiyorlar. Ülkemizde bunca imkan varken biz niye güzellik turizmini geliştirmeyelim diye düşünüyorum. Otellerde kurulacak güzellik ve sağlık merkezlerinde öngördüğümüz proje gerçekleştirilirse bu iş döviz getirici bir sektör haline gelebilir. – Hükümetin acil eylem planında yer alan özel statüye sahip turizm kentleri projesi belli bir bölgede mi sınırlı kalacak; yoksa genişleyecek mi? – Öncelik turizm açısından en verimli yer olan Akdeniz bölgesinde. Daha sonra diğer bölgelere kaydıracağız. Mesela bir Karadeniz… Bugüne kadar el atılmamış. Oysa sahilleriyle, yaylalarıyla, doğal güzellikleriyle muhteşem. En kısa zamanda burayı turist çeker hale getireceğiz.
Adım adım ilerliyoruz İZMİR – Turizm Bakanı Güldal Akşit, “Turkey’s Door” dergisinin 34. Enternasyonal Düsseldorf Yat Fuarı için hazırladığı özel ekine, ülkemizdeki yat turizmini değerlendirdi. Akdeniz’in tarih, doğal güzellik ve güneşin birarada sunulduğu bir turizm bölgesi olduğunu belirten Akşit, “Türkiye’de yat ile gidilebilecek çok sayıda nokta olması ve bu noktalar arasındaki mesafenin, denizden yapılan en fazla 12 saatlik yolculukla katedilebilmesi bir avantaj. Bu durum bölgeyi yat turizmi açısından daha çekici hale getiriyor. Türkiye’de yatçılık 1980′lerden sonra başlamasına rağmen, her geçen yıl yat turizminin merkezi olmaya doğru adım adım ilerliyoruz. Dünyada, Türkiye’den başka, üç kıtanın, yani Afrika, Avrupa ve Asya’nın, kısa bir deniz yolculuğuyla görülebileceği başka yer yok” dedi. Bakan Akşit, yat turizminin, turizm gelirlerinden yüzde 25 pay alan bir sektör haline geldiğini belirterek, çeşitli tedbirlerin alınmasıyla, Türkiye’nin dünya yat turizmi pazarında bir numara haline gelme fırsatına sahip olacağını da bildirdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>