Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez kimdir?

Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez ameliyathaneye girdikten sonra ruh halinin tamamiyle değiştiğini, farklı bir boyuta geçiş yaptığını söylüyor. Hepbirlikte Bingür Sönmez’in aktif yaşamını yakından tanıyalım…

Prof. Dr. Bingür Sönmez 1952 yılında Sarıkamış’da doğdu. Bir ilkokul öğretmeninin beş çocuğundan sonuncusu. İlkokulu ve ortaokul eğitimini Sarıkamış’da gördükten sonra liseye İstanbul Pendik’te devam etti. İstanbul’a geldiği ilk yıllarda ciddi bir büyükşehir korkusu ve kompleksi ile karşı karşıya kalan Bingür Sönmez, bir süre sonra bu metropole alışmaya başladı. 1969 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdiğinde “Çocukluk rüyam gerçekleşti” diyen Sönmez , kalp cerrahı olmaya üniversite yıllarında karar vermiş…

-: Çocuk yıllarınızdaki hangi mesleği seçmeyi düşünüyordunuz? Bingür Sönmez: Ortaokul ikinci sınıfa gidene kadar elektronik mühendisi olmayı düşünüyordum fakat Fransiz bir yazarın kitabı olan “Sabah Yıldızı” isimli romanı okuduktan sonra doktor olmaya karar verdim. Lise yıllarımda da cerrah olmaya karar verdim. Geriye dönüp bakarsanız ben mutlu bir doktor, mutlu bir insanımdır. Çünkü istediğim mesleğin her dalını, ortaokul ikinci sınıftan bu yana planlamış ve isteklerini başarmış bir insanım. En son istediğim başarılı bir doktor olmaktı. Şu anda da onun için çalışmaya devam ediyorum. Günde 16-17 saat çalışıyorum, sabah 9 sıralarında hastaneye geliyorum, gece 02.00’de hastaneden ayrılıyorum. Yaklaşık son 10 yıldır hiçbir gün hastaneye geldiğim gün eve dönmedim, hep ertesi gün yani gece 12.00’den sonra eve döndüm. Bu geri kalmış bir ülke olmanın sorunu değil, sadece çok çalışmanın gerekliliği. Benim eşdeğerim bir Amerikalı cerrah da buna yakın tempoyla çalışıyor. -: Yurtdışında çalışmalarınız oldu mu? Bingür Sönmez: İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Göğüs Kalp Damar Cerrahisi’nde ihtisas yapmaya başladım. Bu ihtisasım sırasında İngiltere St. Thomas Hastanesi’ne giderek bir yıl çalıştım ve büyük bir araştırmada da görev aldım. Bir ödül kazandım o sırada. Dönüp ihtisasımı bitirdikten sonra, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde yedek subaylığımı yaptım ve o dönem içerisinde çok değerli insanlar tanıdım ve kalp cerrahisindeki muhitim çok genişledi. O nedenle Gülhane’de yedek subay olarak askerlik yapmış olmaktan çok mutluyum. Daha sonra üniversiteye döndüm, kendi kliniğime. Ama klasik hoca-başasistan sıkıntıları bir süre sonra tahammül edilmez bir hale gelince tekrar Londra’ya, daha önce çalıştığım kliniğe döndüm. İkinci dönüşümde çok iyi şartlarda döndüm. Başasistan olarak ve çok aktif çalışabilir pozisyondaydım ve çok da iyi bir kadrom vardı. Üç yıl Londra’da Prof. Williams’ın yanında çalıştım. O günlerde İngiltere’nin en önde gelen cerrahlarından birisiydi ve korkunç bir Türk hasta potansiyeli vardı. O dönemde Londra’da haftada 8-10 Türk, sadece Kroner By-Pass ameliyatı olabilmek için bir kısmı kendi imkanlarıyla, bir kısmı devletin sevkiyle geliyordu ve özel hastaneler bir sanayi gibi kalp cerrahisi üstüne çalışıyorlardı. Ülkemizde de kalp cerrahisinin henüz tırmanmaya başladığı günlerdi. Benim için bu çok büyük şans oldu. Çünkü hocam sadece kroner by-pass ameliyatı yapan bir cerrahtı ve mesleğin bütün inceliklerini bana esirgemeden öğretti. Diyebilirim ki Londra’daki o günlerim mesleğimdeki çıraklık günlerimdi. Daha sonra Prof. Cemi Demiroğlu’nun çabalarıyla ülkeye dönme planları yapmaya başladık ama o dönemde doçent oldum. Bu doçentlik sınavından sonra Cemi Bey’le tanıştık. Cemi Bey, İngiltere’deki bağlantılarımı, oradaki eğitim durumumu, pozisyonlarımı çok iyi biliyor. Özel bir görüşme ve ardından beni Türkiye’ye döndürmek için çaba sarfetmeye başladı hatta Kardiyoloji Enstitüsü’nde bir doçentlik kadrosu organize etti. 1990 yılının sonunda Türkiye’ye döndüğümde hem kardiyoloji enstitüsünde doçent kadrosuyla hem de özel bir hastanede çalışmaya başladım. O da benim mesleğimdeki kalfalık dönemimdi. Çok güzel ameliyatlar yaptım ve ülkenin kalp cerrahisine, kroner cerrahisine güzel şeyler kattığımı tahmin ediyorum. En azından bir çalışma disiplini, bir arşivleme, bir sekreterya hizmetini getirdiğimi düşünüyorum. Ama insanlar özel sektörde bir yerde beş yıldan fazla çalışmamalı. Çünkü ilişkiler çok farklılaşıyor. İlişkiler farklılaşınca insanların değeri kalmıyor, yeni gelen elemanlar daha ön plana geçebiliyor. Bu nedenle şu anda çalışmaya devam ettiğim Memorial Hastanesi’nde de gerçek anlamda ustalık günlerimi yaşıyorum. Bütün kroner bypass ameliyatlarında, ameliyat sırasında yapılan bypassları termal kameralarla kontrol edebiliyorum. Aritmi cerrahisinde radyo frekans abilasyonlar kullanabiliyorum, ameliyat ettiğim hastalarımı yoğun bakımda, serviste dolaşırken monitörlerimle izleyebiliyorum. Bu izlemeyi kendi odamdan yapabildiğim gibi evimden yapabiliyorum. Tatile gittiğim zaman bilgisayarımı yanımda götürdüysem oradaki telefona takabiliyorum veya gsm kartımı da takarak, notbookumla bütün bu hastalarımın kalp ritmini, ekg’sini, basınçlarını, vücut ısısını, solunum sayısını muhakkak kontrol edebiliyorum. Ama bu da yetmez, o insanları görmem de lazım. Kalp cerrahisi yoğun bakımında iki tane kameram var, hastaları birebir izleyebiliyorum. Hatta hemşiresiyle konuşarak, hastanın bana el sallamasını sağlıyorum. Bu hastaya çok büyük güven veriyor. O kadar ilginç şeyler yaşıyorum ki. Mesela gece 23.00’de arıyorum hemşireyi, diyorum ki “Mehmet bey’e söyler misin? Çok uyuyor, uyansın ve bana bir el sallasın”. Uyanmasını istiyorum çünkü. Hasta uyanıyor ve el sallıyor. Gece boyunca o hastayı izlerken farkediyorum ki zaman zaman hasta uyanıyor, kameraya bakıyor ve bana el sallıyor,  “Bingür Hoca, beni mutlaka izliyor” diyor. Bu çok hoşuma gidiyor, çok etkileniyorum ve bütün yorgunluğumu alıyor. Sabahın dördünde bile uyanıp, kameraya bakıp, bana el sallıyor ve benim bütün yorgunluğumu alıyor bu.

-: Biraz da özel hayatınızdan bahsedelim, evli misiniz? Bingür Sönmez: Evliyim, bir eşim, iki çocuğum var. Bunu şu nedenle söylüyorum; Amerika’da benim durumumda olanların ya iki eşi var ya da birinciyi bitirmiş, ikinciye başlamış, üçüncü sırada gibi. Çünkü iyi bir evlilik kuramıyorlar, evlilikler çok çabuk bozuluyor. Ben hala birinci eşimleyim, çünkü çok sabırlı. Eşim de iki çocuğum da bu ekibin bir parçası. Onlar da benim işimin daha iyi olması için ellerinden gelen her türlü çabayı gösteriyorlar. Özellikle çocuklarım talepkar değiller. Oğlum 9 yaşındayken bir sinema konuşması geçti aramızda, “oğlum sinema işte” dedim. O da bana “Baba ben hiç sinemaya gitmedim ki” dedi. Çok utandım, çok üzüldüm. 9 yaşındaki oğlumu ben hiç sinemaya götürmemişim. Ve o gün yaptığım ilk iş onu sinemaya götürmek oldu. Bunları söylerken bir yanlışı düzeltmek olarak söylüyorum. Geriye dönüp, düşündükçe de hatıra değeri çok yüksek benim için. Kızımı o kadar ihmal etmiyorum. Çünkü daha rahat imkanlar içerisindeyiz. Şu anda daha bir organize yaşıyoruz. Asistanlık, başasistanlık, uzmanlık, ilk doçentlik ki bunlar çok sıkıntılı günlerdi. -: Ailenizle birlikte olduğunuz dönemlerde neler yapıyorsunuz? Bingür Sönmez: Benim sosyal yaşantım Cumartesi akşamından itibaren başlıyor, çünkü o vakte çalışıyorum. Eşim ve çocuklarımla birlikte bir akşam yemeği yiyip, oradan sinemaya gidiyoruz. Küçükçekmece Gölü’nün kenarında bir bahçem var. Orada tabiat  hala çok canlı. Kurbağalarım, kelebeklerim var, geçen yıla kadar yılanlarım da vardı. Sanıyorum zehirlendiler, artık yılanlarım yok, bu da beni çok üzüyor. Gece kirpilerim var. bazen bülbül sesleri bile yakalayabiliyorum. Artı bahçemin kendi kuşları var. Bahçemde bir karganın yuvası var. Pazar günleri ve bütün negatif elektriğimi toprağa boşaltıyorum. Güllerim ve de bir çok bitkim var. Bir yardımcım var, o bahçenin kaba işlerini yapıyor. Pazar günü gittiğimde yaklaşık iki avuç dolusu küçük biber topluyorum. Acılığı o kadar acı ki ısırdığınız zaman soluğunuz kesiliyor. Onları eşe-dosta dağıtmak bana çok büyük keyif veriyor. Pazarları çoğunlukla saat 20.00’e kadar orada oluyorum. Yağmur yağsa bile gidiyorum. Yağmurluğum var, çizmelerim var. mutlaka o toprağa dokunuyorum. Bu bana bir haftanın enerjisini sağlıyor. Ama Pazar günü akşam sekizde yine haftanın mesaisi başlıyor. Benim mesaim Pazartesi sabah değil, Pazar akşamı başlıyor. Çünkü Pazartesi sabah ameliyat edeceğim üç-dört tane insanın yatağında oturmuş, beni beklediğini hatırlıyorum ve ameliyathaneye geliyorum. O gün gece saat onikiye kadar, bire kadar mutlaka hastanede kalıyorum. Onların anjiolarını seyrediyorum, aileleri ile görüşüyorum. Mesai Pazar akşamı başlıyor ve ertesi gün devam ediyorum. -: Özel ilgi alanlarınız neler? Bingür Sönmez: En büyük hobim, bilgisayar. Bilgisayarı çok seviyorum, bu yaşımda hala bilgisayar kurslarına gidiyor, bilgisayar dersleri alıyorum. Ciddi bir bilgisayar danışmanım var ve ay içinde bana muntazam hizmet veriyor. Bilgisayarım bakımını yapıyor, programlar ilave ediyor, birlikte çalışıyoruz. Yeni bir program varsa bana öğretiyor. Bilgisayar teknolojisini çok yakından takip ediyorum. Şu an elimin altında çalıştığım 3-4 bilgisayarım, iki tane notbookum var. Bütün prezantasyonlarımı kendim hazırlıyorum, bütün video çekimlerimi, video editlerimi kendim yapıyorum. Bunları öğrenmek için gerçekten çok emek, çok çaba harcadım. Onun yanında istatisliği çok seviyorum. İstatislik konusunda da özel dersler aldım. Ve hala daha çeşitli kurslara katılıyorum. Ayrıca kayak yapmayı çok seviyorum. Kayak benim için yürümekle eşdeğer, sanırım bu da Sarıkamış’ta doğmuş olmamdan kaynaklanıyor. Sarıkamış’ta gelenek şudur; önce ağabeyinizin sırtına binersiniz, birlikte kayar ve düşersiniz. Sonra ağabeyinizin küçük kayaklarını size verirken kendisine büyük bir kayak alır. Bu sıra devam eder. En sonunda ağabeyiniz üniversiteye gitmişse iyi bir kayağınız oldu demektir. En büyük kayak size kalır artık. Her yıl mutlaka yurtiçinde bir kayak merkezine gidiyorum ve bir hafta kalıyorum. Yurtdışına 3-4 gün gidip, iyi bir kayak merkezinde kayak yapıyorum. Kış tatilllerini ailemle birlikte geçirmeye özen gösteriyorum. Çoğunlukla ya oğlum ya da kızımla birlikte gidiyorum, annemiz bizi yalnız bırakıyor. Çocuklarla birlikte yaşayabilmek ve yakınlığımızı sağlamak için ve annemiz birkaç gün sonra bize katılıyor ve o da bize ayrı bir keyif veriyor. Çünkü çocukları ben birazcık şımartabiliyorum, nasılsa anneleri disipline edecek diye. O da hem çocuklara hem bana ayrı bir keyif veriyor.

Yazın mutlaka iki haftalık deniz tatili yapıyoruz, dalmayı çok seviyorum. Tüple dalıyorum. Çok güzel fotoğraflar çekiyorum daldığımda. Enson Daldığımda 38 m’ye daldım. Oldukça derin, bir Fransız batığına daldık. O konuda da çok profesyonel rehberlerim var, birlikte dalıyoruz. Macera türü değil de çok amaçlı dalıyoruz. Yılda mutlaka bir kez böyle bir dalma tatili yapıyorum ve oğlum da bana eşlik ediyor. Oğlum spor akademisinde okuyor. 30m derinde oğlunuzla yanyana durup, resim çektirmek çok büyük keyif veriyor insana. Kızım henüz çok küçük ama 15-16 yaşına gelince onun da mutlaka dalmasını sağlayacağım.

Günde 15-16 saat çalışıyorum ama araya mutlaka dinlenme spotları koyuyorum. O hastaneden üç gün, beş gün uzaklaşmak insana büyük rahatlık getiriyor, enerji topluyorum. Yılda mutlaka iki veya üç kez yurtiçi, en az üç defa yurtdışı kongrelerim oluyor. Bunlara bazen prezantasyonla katılıyorum, bazen sadece dinleyici olarak katılıyorum. Yılda en az 1-2 kez yurtdışına eğitim çalışmasına gidiyorum. Resmen asistan gibi sabah 7’de hastaneye giriyorum, akşam 8’lere kadar hastanede kalıyorum yeni bir yöntem yeni bir teknik öğrenmek için ve bunların bütün masraflarını ben yapıyorum. Herhangi bir sorun yaşamıyorum. Profesyonel özel hekimlik yapmanın yararları da burda. Herhangi bir sponsora gerek kalmadan gidip bu çalışmaları rahatlıkla yapabiliyorsunuz. Firmalarda eskisi kadar zaten bu tür eğitim masraflarına bütçe ayıramıyor. Bu yurtdışı çıkışlarının ayrıca bir dinlenme payı oluyor. Yoksa böyle bir tempoyu uzun süre götürmek mümkün değil.

-: Geleceğe dair planlarınız nelerdir? Bingür Sönmez: Şu andaki en büyük projemiz robotik cerrahi. Türkiye’de yapılmayan kalp ameliyatı yok artık. Kalp naklinde bir sıkıntımız var, doner olmadığı için. Bu bütün dünyanın sıkıntısı. Birinci hedefimiz mekanik kalpleri Türkiye’ye getirebilmek, ikinci hedefimiz robotik cerrahiye başlamak. Her ikisi de çok pahalı teknolojiler ama mümkün. Ankara’da iki tane mekanik kalp takıldı, biri hayatta, diğerini kaybettiler. Ama bunlar çok kötü, hastalığın en sonuna gelmiş hastalar. Bu nedenle o yüzde elli başarı çok büyük başarıdır ülkemiz için. Önümüzdeki birkaç yıl içinde mekanik kalpler çok güncel hale gelecek ve etrafımızda mekanik kalpli çok insan görebileceğiz, ömürlerini uzatabileceğiz o insanların. İkincisi ise benim için en büyük ideal, bir robot alıp, ameliyatları robotla yapabilmek. Bu çok maliyetli bir iş fakat şu anda içinde çalıştığım hastane bu fedakarlığı yapmaya hazır, en yakın zamanda bir robot alacağız ama yeni modellerin çıkmasını, fiyatın biraz daha düşmesini bekliyoruz. Sanıyorum ki 2002 yılında bir robotumuz olacak ve adını da “Bingür” koyacağız.

-: Ameliyatlarınızda ne zaman eliniz titrer? Bingür Sönmez: Ameliyatlarda elimin titrediğini 1987-88 yıllarında fark ettim. Bunun içtiğim kahveden kaynaklandığını düşündüm ve kahve içmeyi bıraktım. Daha sonra baktım ki daha dikkatli olmam gerekiyor, çayı da azalttım. Şu anda hiç kahve içmiyorum, çayı günde 3-4 bardakla sınırlamaya çalışıyorum. Bunlara dikkat ettiğim takdirde ellerim titremiyor. En büyük kazancım, alkol kullanmıyorum. Her gece mutlaka 6 saat uyuyorum. Bunlar elimin titrememesi için yeterli oluyor. Çok sevdiğiniz bir insanı ameliyat ettiğiniz zaman ne oluyor? İşte o zaman elim hiç titremiyor. Çünkü çok büyük konsantrasyon gerekiyor el titrememesi için. Önemli ameliyatlarda, ciddi ameliyatlarda konsantrasyonumun maksimumunu harcıyorum o zaman. Kalp cerrahisinda başarılı olmanın tek yolu budur. Çok iyi konsantre olmalısınız. Ameliyathaneye girdikten sonra hayat bitiyor, apayrı bir dünya, apayrı bir hayat, apayrı bir ruh hali başlıyor. Benim ameliyatlarımdaki en büyük başarım kesinlikle sinirlenmem, bağırmam, sesimi yükseltmem, mutlaka müzik çalar, mutlaka insanlar konuşur, mutlaka insanlar fıkra anlatır, günlük sorunlar konuşulur. Ameliyathane ayrı bir yaşam tarzıdır bizim için, ayrı bir ortamdır ve orada güncelliği devam ettirmeye çalışıyoruz. Stres olmaması için her şeyi en doğal haliyle yaşarız. Mesela şu anda ameliyathanemize gitsek, klasik Türk Müziği çalıyordur. Bazen hemşire arkadaşım o müziğe sözlü olarak eşlik dahi edebilir. O da bize büyük keyif verir. Aneztezisyen arkadaşım o müzik hakkında yorum da yapabilir. -: Bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? Bingür Sönmez: Beni ençok etkileyen anım, İngiltere’de yaşadığım bir olaydı. Orada da klasik ameliyat ortamı vardı, anestezist fıkra anlatır, doktor güler. Doktor fıkra anlatır, anestezist güler. Anestezist arkadaşım geldi dedi ki “Doktor Bingür çok mahcup oldum” dedi. Ne oldu diye sorduğumda, hastayı ziyarete gittiğinde hasta, “Doktor bey, bir fıkra anlatıyordunuz ameliyatda. Yarıdan sonrasını kaçırdım, onun devamını anlatır mısınız bana” demiş. Anestezist fıkra anlatırken farketmiş ki hasta uyanık. O noktadan sonra hastayı uyutmuş. Ama hasta, fıkranın oraya kadar olan bölümünü dinlemiş. Oldukça da kötü bir fıkraydı. Hasta çok ısrar ettiği için devamını da anlatmak zorunda kalmış. “Çok utandım ama fıkranın da devamını anlatmak zorunda kaldım” dedi.  Meslek hayatımdaki geriye dönüp baktığımda en komik olay budur.

Biliyorsunuz medyatik bir yönümüz de var. Bir hastayı, genç bir çocuğu ameliyat ettim. Annesiyle konuşuyordum. Annesi ellerime sarıldı ve dedi ki “Evladım seni dün akşamki progragramda gördüm ve sadece ellerini seyrettim.Yarın oğluma şifa verecek eller bunlar“ dedi ve elimi öpmek istedi. Bırakmadım ama sadece ellerimi izlemiş olduğunu söylemesi çok hoşuma gitmişti.

1991 yılında ciddi bir trafik kazası geçirdim. Arabamla dört-beş kez takla attım. Her yerde gazetede aynı yazı çıkmış, “Doktor Bingür Sönmez trafik kazası geçirmiş”, arkasından soruluyor “Ellerine birşey olmuş mu?”. Bir başka gazetede bir röportaj yapıldı. O sırada gelen muhabir arkadaşlar, hastanenin şöferleriyle konuşmuşlar. Şöför, “aaa o mu? Altın elleri var.” demiş. Artıık elleirm hakkında soru sordukları zaman espiri olarak “Altın değil, altın kaplama” diye şaka yapıyorum. Birgün birisi ellerimi kesmeye kalkar altın diye, çok korkuyorum.

-: Yapmak isteyipte yapamadığınız birşey var mı? Bingür Sönmez: Hayır, yapmak istediğim, arzuladığım herşeyi yaptım diyebilirim. Evliliğimde çok mutluyum, çocuklarımla çok mutluyum, mesleğimle çok mutluyum. Tek dileğim, sağlık. Başka bir dileğim yok, sadece sağlıklı yaşamak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>