Prof. Dr. Nahide Onsun

“Doktorluğu İnsanlara Yardım Etmeyi ve İnsan İlişkilerini Sevdiğim İçin Seçtim“

Bu haftaki uzman konuğumuz, Vakıf Gureba Hastanesi, Dermatoloji Klinik Şefi Prof. Dr. Nahide Onsun. Nahide hanımla tıptan toplumun sağlık bilincine, Afrika’da yaşayan insanlardan etiğe kadar, çeşitli alanlarda sohbet ettik…

-: Bize öncelikle kendinizden bahseder misiniz? Prof. Dr. Nahide Onsun: Kıbrıs Lefkoşe’de doğdum. İlk ve ortaöğretimimi Kıbrıs’ta tamamladıktan sonra, İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdim ve 1975 yılında  mezun oldum. Önce histoloji, ardından daDermatoloji ihtisası yaptım. Her iki ihtisasımı da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde  tamamladım.. İhtisasımı tamamladıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniğinde  bir süre uzman olarak çalıştım. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Lepra Uygulama ve Araştırma merkezine  geçtim Afrika‘da lepra konusunda eğitim aldıktan sonra aynı merkezde çalışmaya devam ettim. 1987 yılında Dermatoloji dalında Profentlik ünvanını kazandım. 1988 yılında üniversiteden ayrılarak Beyoğlu Eğitim Hastanesi Dermatoloji Kliniği Şef yardımcılığı görevine başladım.. 1993  yılında açılan şeflik sınavında Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi Dermatoloji klinik Şefliğini kazandım. O tarihten ber aynı hastanede görevimedevam etmekteyim.

-: Tıbbı seçmenizde özel bir neden var mı? Örneğin, ailenizin bu konuda bir etkisi oldu mu? Prof. Dr. Nahide Onsun: – benim doktor olmamı hiçbir zaman istemedi. Çünkü bunun bir kadın için oldukça zor bir iş olduğunu düşünüyorlardı. Mesleğimi kendi isteğimle seçtim. Aslında bunun sebebini yaşadığım bir olaya bağlıyabilirim diye düşünüyorum. Ortaokula henüz başladığım yıllarda Ankara Tıpta okuyan kuzenimi Kıbrıs olayları dolayısıyla yitirmemiz beni çok etkilemişti. Yarıda kalan bir şeyler olduğuna inandım belki.

-: Neden dermatoloji? Prof. Dr. Nahide Onsun: Fakülteye devam ederken dermatoloji ihtisası yapmayı kafama koymuştum. Benim için hastanın şikayetini doğrudan görüyor olmanız önemliydi. Hastalığı ve tedavinin sonucunu  başka bir araca ihtiyaç kalmadan görebiliyorsunuz. Dermatolojide görsel hafıza oldukça önemli ve ben de bu yeteneğime güveniyordum.

-: Vakıf Gureba’yla olan ilişkileriniz nasıl başladı? Prof. Dr. Nahide Onsun: Aslında o çok belirlenmiş bir şey değil. Şu anki yasalar çercevesinde şef olmak istiyorsanız, boş olan bir kadroya müracat etmeniz gerekiyor. Boş kadrolar da sınav ilanlarında yer alıyor. Osırada kendime uygun olan boş kadro Vakıf Gureba diye düşündüm., çünkü herşeye sıfırdan başlamak vardı.

-: Oldukça uzun süredir Vakıf Gureba’dasınız . Hiç ayrılmayı düşünmediniz mi? Prof. Dr. Nahide Onsun: Hayır düşünmedim . 1993 yılında buraya başladığımız zaman sadece iki  kişiydik. Ben ve şef yardımcısı arkadaşım. Dermatolojiye ait bir klinik, poliklinik, alet ve en önemlisi kadro yoktu. 1 yıl iki kişi çalıştık klinik ve polikliniği yerli yerine oturttuk asistan uzman kadrolarımızı geliştirdik eğitim ve tanı için gerekli ihtiyaçlarımızı sağladık ve bugüne geldik. Bugün günde en az 100 hastaya hizmet veren 25 yataklı servisi olan ve asistan eğitimi veren bir kliniğe sahibiz.Bizler kliniğimizde takım anlayışı ile çalışıyoruz ortak amacımız da çağdaş eğitim ve hizmet. Bugüne tüm arkadaşlarımızın uyumlu çalışması ile gelebildik.

-: Bir hastanede çalışıyor olmanın eksi ve artıları var mı? Prof. Dr. Nahide Onsun: Aslında ben hastanede çalışmayı daha çok seviyorum. Hastane hekimliği başka bir şey, insanı mesleki yönden daha çok tatmin ediyor. Muayenehanecilik maddi şartlardan dolayı gündeme gelmiş bir şey. Muayenehaneme oldukça geç gidiyorum ve açıkcası çok fazla zaman ayırdığımı da söyleyemem. Muayenehanemde ancak 3 saat gibi bir süre kalıyorum. Hastanede maddi gücü olmayan insanlara hizmet veriyorsunuz ve bazı bilimsel çalışmalar yapma şansınız da var. En önemlisi de, uzman yetiştiriyor olmanız. Bu bambaşka bir şey, kendinize meslektaş yetiştiriyorsunuz. Bütün bu nedenler de hastane hekimliğini bambaşka bir konuma getiriyor gözümde. Maddi olanaklar sağlansa, hastanede tam gün çalışabilirim, ama bugünkü şartlarda çok zor.

-: Dermatoloji alanı içinde ilgilendiğiniz özel bir konu var mı? Prof. Dr. Nahide Onsun: Evet, artık dermatoloji içinde de özel ilgi alanları oluştu. Herkes  bir konuyla daha fazla ilgileniyor. Ben de daha çok dermatoonkolojiyle, yani deri tümörleriyle, renkli lezyonlarla, benlerle, benlerin üzerinde gelişen kötü huylu tümörlerle ve diğer deri tümörleriyle ilgleniyorum. Yurtdışında da artık dermatoonkoloji onkolojiden ayrı tutuluyor. Günümüzde deri tümörleri oldukça ciddiye alınması gereken durumlar. Ben daha çok bu yöne ilgi duyuyuyorum ve ağırlıklı olarak bu konu üzerinde çalışıyorum.

-: Bu yönde bilimsel çalışmalarınız var mı? Prof. Dr. Nahide Onsun: Evet. Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Merkezi EORTC ile ortak  çalışmalar yürütüyoruz

-: Tıp alanında etik kavramıyla ilgili neler söyleyeceksiniz? Prof. Dr. Nahide Onsun: Bizde etik çok önemli. Özellikle son zamanlarda da üzerinde çok duruluyor .Ekim ayında düzenlenecek Lütfi Tat geleneksel Dermatoloji kongresinde de bu konu işlenecek.. Kozmetoloji ve dermatoloji birbirine çok yakın. Bu, onkolojiden sonra en çok ilgimi çeken bir alan. Etik en çok bu alanda işe giriyor diye düşünüyorum. Çünkü, bilgi sahibi olmadan çok fazla uygulama yapıp, insanlara zarar verilmeye başlandı. Bu konuda engellemenin yolu önce bilgiden geçiyor. Kozmetoloji alanında, uygulama yapacak kişi kadar, uygulama yaptıracak kişinin de bilgi sahibi olması gerekiyor. Kişi ne yaptırmak istediğini bilmeli. Ayrıca doktor da çok fazla şey vaadetmemeli, olabilecekleri söylemeli.

-: Siz bu alanda ne gibi uygulamalar yapıyorsunuz? Prof. Dr. Nahide Onsun: Benim bu alanda birinci şartım hastayla diyalog. Önce hastayı tanımalıyım. Bazen sizden çok fazla şey istenebilir ve onları yapmanız mümkün değildir. 50 – 60 yaşındaki bir insanı 18 yaşına döndürmek mümkün değildir. Hastanın ne istediğini anladıktan sonra, benim ona ne verebileceğimi anlatıyorum. Eğer aklına yatıyorsa, uygulamaya başlıyoruz. Fakat bazı kişileri mutlu etmek mümkün olmuyor. Kendinden hoşnut olmayan insanları bu grupta topluyoruz. Onlarda biraz dikkatli olmak gerekir diye düşünüyorum. Tabii ki insanın kendini düzgün görmesi en doğal hakkı. Ayrıca bu çağda kimse yaşlı görünmek istemiyor, yani artık kadercilik terk edildi. Ayrıca bu konuda bazı olanaklarımız da var. Örneğin, hastaya bir kollajen veya hiyaluronik asit dediğimiz dolgu maddesi uygulayabiliyoruz. Ancak bu uygulamalar tekrarı gereken uygulamalar. Dayanma süresi 6 ay kadar..

-: Peki siz hiç böyle bir işlem yaptırmayı düşündünüz mü? Prof. Dr. Nahide Onsun: Tabii ki düşünebilirim ve zararsız olduğunu bildiğim bir uygulamayı yaptırabilirim. Bu uygulamalar plastik cerrahi ameliyatlarından daha kolay. Zaman kaybettirmiyor ve sadece bir enjeksiyon uygulanıyor. Ancak yer çekimine bağlı sarkmaların  düzeltilmesi mümkün değil. Bu tip dermatolojik uygulamalar bir estetik cerrahın yaptığı germe ameliyatının yerini tutmuyor. Fakat bu şekilde kaybettiğiniz derialtı maddesini yerine koyabilirsiniz. Fakat böyle dolgu maddelerinin altı ay sonra yok olacağını ve cebinizden en az 500 dolar gideceğini bilmeniz gerekiyor. Tabii şimdiki dolar kuruyla da bu işlemi yaptırmak biraz zorlaşıyor. Uzman tarafından yapılan kimyasal peelinglerin hiçbir zararı yok. Burada mühim olan etik olarak hastaya zarar vermemek. Yararlarını, sınırlarını hastaya anlatmak ve ancak bunları kabul eden kişiye uygulamayı yapmak. 35 yaşından itibaren erteleme tedavileri yapılır. Kırışıklıklar oluştuktan sonra düzeltilmesi daha zordur. Fakat çok sükse yapan ve bazı aktif maddeler içeren kozmetik ürünler var. Biz bunlara sadece kozmetik demiyoruz, dermatolojik kozmetik diyoruz. Yani ilaç gibi aktif maddeleri var ve onu deriye uyguladığınız zaman, tıpkı ilaçlar gibi, deride bozuk yapıyı düzeltiyor.

-: Türkiye’de insanlar dermatologlara sadece ciddi bir rahatsızlığı olduğunda gidiyorlar, öyle değil mi? Prof. Dr. Nahide Onsun: Evet, bu doğru. Bizlere daha çok hastalar zarar gördükten sonra geliyorlar. Yani artık yapılacak çok az şey kalmıştır veya hiç kalmamıştır. İşte, çok derin bir lazer uygulaması veya epilasyon yapılmıştır, bu da iz bırakmıştır. Yanlış bir kimyasal işlem ya da yanlış bir peeling uygulanmıştır, hasta güneşten korunmadığı için yüzünde lekeler oluşmuştur ve eski haline dönmek ister. Zaman zaman mahkemelik olan olaylarla da karşılaşıyoruz. Bu nedenlerle geçtiğimiz yıllarda  kurulan ve hastaları blinçlendirmeyi amaçlayan HAYAD derneği  bu konuda  çalışmalar yapmakta.   -: Genel olarak size gelen hastaların bilinç düzeyi nasıl? Prof. Dr. Nahide Onsun: Bugün bir kısım insan, sağlık programları ya da doğru düzgün web sitelerinden bilgilenerek uzmana gidiyor. Doğrudan gelenler de var, ama bilgili hastaların oranı yüzde 30 gibi, oldukça düşük.

-: İnsanlar ciltlerinde oluşan leke, akne gibi olgularda güzellik uzmanlarını tercih ediyor. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz? Prof. Dr. Nahide Onsun: Aslında bazı rahatsızlıkların ancak hekim tarafından düzeltebileceğinin bilinmesi gerekiyor. Akne bunların başında geliyor. Akne bir deri hastalığıdır. Herkes ergenlik çağı geçiriyor, ama herkeste akne olmuyor. Bir kısım gençte oluyor, bir kısım gençte olmuyor. Bu derinin yapısı ve  yağ bezlerinin özellikleri ile ilgili bir şey. Bir güzellik uzmanının size o konuda sunacağı çok az şey vardır. Örneğin, size bazı kozmetikler önerecek, temizlik işlemi yapacaktır. Ancak önce tıbbi metodlarla aknenin yok edilmesi gerekiyor. Ayrıca her akne hastasına vereceğimiz tedavi aynı değildir. Çok farklı kombinasyonlar kurabilirsiniz. Biz bütün bunları öğrenmek için tıp fakültesinin üstüne dört yıl ihtisas yapıyoruz ve her geçen gün yeni bir şey daha öğreniyoruz.

-: Biraz da özel hayatınıza değinmek istiyoruz. Evli misiniz, çocuğunuz var mı? Prof. Dr. Nahide Onsun: Evet evliyim ve 24 yaşında bir kızım var.

-: Nasıl bir annesiniz? Prof. Dr. Nahide Onsun: Ben ihtisas yaparken çocuk sahibi olduğum için, bir anne olarak mutlaka eksiklerim olmuştur. – burada olmadığı için çocuğuma hep kendim bakmak zorunda kaldım. Eşim de o sırada ihtsas yaptığından, o da çok yoğundu.. Elimden geldiğince ilgilendim, ama zaman zaman beraber nöbet tuttuğumuz olmuştur. Bazen yeterli olmadığımı hissettiğim zamanlar da olmuştur. Türkiye’de ihtisas dönemleri çok ağır geçer, 2 – 3 günde bir nöbet tutarsınız, ertesi gün işinize devam edersiniz, asistanlık döneminde izin söz konusu olamaz. İşte o dönemlerde çocuğum vardı, yani en zor dönemler birlikte geçti diyebilirim. Çok tutucu bir anne olduğumu söyleyemem, ama çok da serbest bırakıp, hiç denetlemem de söz konusu değil. Birtakım kurallarımız vardır. Kızım bugün artık üniversite mezunu, bilinçli biri. Şu anda daha çok arkadaş gibi bir ilişkimiz var, ama yine de bir mesafe var aramızda.

-: Kızınızın doktor olmasını ister miydiniz? Prof. Dr. Nahide Onsun: Hayır, istemezdim.

-: Neden? Prof. Dr. Nahide Onsun: Çok emek vererek bir yere geliyorsunuz, ama bunun maddi karşılığını hiçbir şekilde almıyorsunuz. Bizim yaşadığımız sadece manevi doyum.. Sevmeden bu meslek yapılmaz. Ben işimi severek yapıyorum ve bunun karşılığında da, hastaya yardım etmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu mesleği seçme nedenlerim arasında, insana yardım etmek, bazı normları toplumda oturtmak ve sağlık eğitimi vermek yer alıyor. Çünkü bir hastaya  hastalığı dışında da birşeyler öğretebiliyorsunuz.. Hasta bazı şikayetlerle geliyor, örneğin kaşıntı şikayetiyle, bu sırada hastada barsak paraziti olduğunu saptıyorsunuz. Hijyeni, tuvalet temizliğini nasıl yapacağını, tırnaklarını nasıl temizleyeceğini, eksik olan temel bilgisini geliştirmeye çalışıyorsunuz. Bu şekilde insanları bilinçlendiriyor olmanın mutluluğunu yaşıyorsunuz. Bütün bu nedenlerden dolayı kızımın sevmediği bir işi yapmasını istemedim. Açıkçası onun bu işi seveceğini de sanmıyorum. O daha çok kitap okumayı, şiir yazmayı seven, sosyal branşlara eğilimi olan bir insan. Bu nedenle ona hiç baskı yapmadım.

-: Mesleğiniz özel hayatınıza nasıl yansıyor? Prof. Dr. Nahide Onsun: Aslında bizim kendi yakınlarımızı tedavi etmememiz gerekiyor, çünkü duygusal yaklaşıyorsunuz. Ama gerektiği zaman tabii ki doktorluğumu kullanıyorum. Fakat evde kızım beni pek doktor gibi görmez. Biz evimizde genellikle tıptan bahsetmeyiz. Gün boyunca sağlık konularıyla ilgili olduğumuz için, evde farklı konularda konuşmayı tercih ediyoruz. Herhalde bu şekilde daha iyi oluyor. Ancak yine de bazen tıbbi konular evimizin gündeminde oluyor.

-: Mesleğiniz süresince yaşadığınız, sizin için önemli bir anı var mı? Prof. Dr. Nahide Onsun: Aslına bakarsanız, hergün ilginç şeylerle karşılıyoruz. Bazen komik bazen de traji komik olaylar yaşayabiliyoruz. Fakat herhalde uzmanlık sınavına girdiğim günü unutmam mümkün değil. Uzmanlık sınavına girerken, hasta tanımlamakta ne kadar yeterli olduğumuzu göstermek için, bir hasta takdim ederiz. Sabah, sınav sırasında takdim ettiğim hastanın genel durumu çok bozuktu. O akşam hastanede nöbetçiydim ve sabaha kadar hastamın başında bekledim ve o gece hastam yaşamını yitirdi. Bu asla unutamayacağım bir anımdır. Onun dışında hastalarla komik olaylar yaşıyoruz. Hasta geliyor, hastalığının içeriden, ciğerlerinden geldiğini söylüyor. Bazen böyle durumlarda hastaya bunun bir deri hastalığı olduğuna inandıramazsınız. Bir arkadaşımız çok şakacıydı, ciğerden değil, beyinden geliyor diye şaka yapıyordu. Bu tür olayları hergün yaşıyorsunuz, ama herhalde bende en çok iz bırakan olay, uzmanlık sınavımda yaşadığım anımdı.

-:Mesleğiniz dışında ne tür konularla ilgilenirsiniz? Prof. Dr. Prof. Dr. Nahide Onsun: Fırsat buldukça sinemaya gitmeyi severim. Kitap okumayı da severim, ama son zamanlarda çok iyi takip edebildiğimi söyleyemem. Doğadan hoşlanırım, yağmur çamur yoksa yürürüm.

-: Ailenizle biraray geldiğinizde neler yaparsınız? Prof. Dr. Prof. Dr. Nahide Onsun: -le biraraya geldiğimizde, herkesin hoşlanabileceği ortak şeyleri yapmaya gayret ediyoruz. Sinemaya gidiyor, alışverişe çıkıyoruz. Aslında ben seyahat etmeyi çok severim. Fakat son zamanlarda sadece kongreler için seyahat ettiğimden, keyfi gezilere çıkamıyorum.

-: Seyahatlerinizde sizi en çok etkileyen yer neresi? Prof. Dr. Prof. Dr. Nahide Onsun: Amerika’yı da, Avusturalya’yı da gördüm. Afrika’da çalışmak üzere bir süre kaldım. Fakat beni en çok Taç Mahal etkiledi. Hindistan’da Yeni Delhi’de Bahailerin olağanüstü  ihtişamlı tapınağının yanında yer alan yarım insan boyundaki naylon çadırları ise unutmak mümkün değil.Ayrıca Hindistan‘da yan gelip yatmış mutlu inekleri de unutmak mümkün değil..

-: İşiniz nedeniyle Afrika’da da bir süre bulundunuz. Orada en çok neyden etkilendiniz? Prof. Dr. Prof. Dr. Nahide Onsun: Ben özellikle çocukların hasta olmalarına dayanamıyorum. Orada gerçekten çok fazla sakat çocuk vardı. Örneğin, bir tanesi benimle gelmeyi çok istedi. Tabii bu onlar için bir kurtuluş yoluydu, çünkü gerçekten çok fakirler. Beni orada en çok çocuklar etkilemişti.   -: Bu sıralar özel bir bilimsel çalışmanız var mı? Prof. Dr. Prof. Dr. Nahide Onsun: Avrupa’yla melanomla ilgili bir projemiz var. Fakat benim en önemli projem, insanları hastalıkları konusunda bilgilendirmek. Özellikle aileleri çocuklarının hastalıkları konusunda bilgi sahibi yapmak, belli günlerde hastaları çağırıp, onlara hastalıklarını anlatmak. Deri lenfomalarıyla ilgili yürüttüğümüz bir çalışma daha var. Yıllardır benler için okul taraması yapmak istemişimdir, ama bunun için bir sponsora ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu da bir türlü mümkün olamadı. Bir sponsor bulursak, bunu en kısa sürede yapmayı planlıyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>