Bursa Koza Han hakkında bilgi

Koza Han, kozasız da kalsa şirinliğinden çok şey kaybetmemiş. Ortada nefis bir mescid, etrafında havuzlar, şadırvanlar… Çay, limonata içilecek çınar altları ve birbirinden renkli dükkanlar… Onlardan birine giriyoruz, Tolga bey “İpek böcekçiliği çoktaan bitti” diyor, “ip ve dokuma işi de gitti gider. Ancak ipek işlemeciliği her geçen gün güzelleşiyor. Artık işin ameleliğini yapmıyoruz. Çin’den ham bez alıyor, bütün dikkatimizi renk ve desene veriyoruz. Kumaşı itina boyuyor, basıyor, pişiriyor ve özene bezene fikse ediyoruz. Sonra kenar dikişlerini yapıyor, vitrine çıkarıyoruz. Devir, kalite devri. Zamane müşterisi kolay beğenmiyor, az alıyor, öz alıyor. Çok titiz çalışıyoruz, bizi bütün dünya biliyor. Kumaşlarımız defalarca yıkansa bile bozulmuyor. Türk motifleri gerçekten ince bir zevkin ürünü, ama biz yabancıların zevkini de göz ardı etmiyor, ciddi ciddi litaratür takip ediyoruz. Mesela bu yaz Avrupa’da pembe, sarı, turkuaz ve yağ yeşili çok moda. Bu renklerin üstüne Mozart’ın notalarını ve Avusturyalı ressam Gustav Klimp’in tablolarını bastık, hayran oldular. Güya fular ama giymeye kıyamıyor, götürüp duvara asıyorlar.”

Biliyor musunuz bir zamanlar, hani Bursa’nın taşlarının ufak tefek olduğu zamanlar, havali kozacı kaynar. Kayapa, Hasanağa ve Çalıköy’de dutlar yeşillendi mi ipekçiler kollarını sıvar, böcekliğin kerevetlerini tırtıllara açarlar. Yumurtadan çıkan üç milimlik canavarlar kendileri kadar yaprak yer, hem irileşir, hem ağarırlar. O kara kıllı kurtçuklar, dört, beş gömlek attıktan sonra sakız beyazı bir tırtıl olurlar. Bu tırtıllar yaprak üzerinde adeta yol açar, çılgınlar gibi koparır, deliler gibi yutarlar. Ancak garipler 15 gün sonra durulur, bir hoş olurlar. Kendilerini askıya alır ve büyük bir sabırla “koza örmeye” koyulurlar.
İşte, işin en dramatik yanı burada başlar. İpekçiler kelebekleşen böceğin kozayı delmesine izin vermez onları buhar fırınlarında haşlayıp kansız bir katliam yaparlar. Ne bileyim, böcek bile olsa canlı haşlamak bize yakışmaz. Ha Çinliler mi? Onlar haşlar abi, adamlar çiğ çiğ akrep yiyorlar. Neyse. Diyelim ki böcekler öldürüldü, kozalar kurtarıldı. Bunları önce kurutur, sonra tel tel çekmeye başlarlar. Kozadan iki baş ipek çıkar ki ölçsen kilometreyi aşar.
Bunlara “mış” desek iyi olacak zira beş on yıl evvel Koza Han’ın avlusuna küfe küfe koza taşıyan köylüler başka işlere bakıyor. Dutçular şeftali yetiştiriyor, tezgâhlar hurdada çürüyor. Hatta üçbeş avuç koza bulsak da vitrine serpip dekor yapsak diyen esnaf bile boşa dolanıyor.
Dönelim gerilere
Beyaz adlı prensini bekleyen bir kız n’apar? Çeyiz işler, şiir yazar. Ama prensesler farklıdırlar. Onlar kimseye açılmaz, dertlerini çiçeklere, böceklere anlatırlar. İşte Çin imparatorunun biricik kızı da öyle yapıyor ve has bahçenin böcek uzmanı kesiliyor. Bir gün kendi kadar yaprak kemiren bir tırtıl dikkatini çekiyor. Onu bir kutuya alıp elceğizi ile besliyor. Tırtılın koza olmasını, kozadan kelebek çıkmasını, yumurtaların tekrar kurtçuklara dönmesini gözlüyor. Ama onu asıl şaşırtan kozaların ipi oluyor. Sarayın ustalarına bu parlak ve sağlam ipten kumaş dokuyup dokuyamayacaklarını soruyor. Ustalar bu tellerin otuzunu kırkını büküp ip yapıyor ve istenilen kumaşı dokuyorlar. Bu alımlı kumaş görene ıslık çaldırıyor ve prenses ossaat nasibini buluyor. İmparator bu sırrın saray dışına çıkmasını hiç istemiyor ama çıkıyor. Koca Çin bir ipekçi ülkesi oluyor. Bu arada kervanlar gelip gidiyor, tüccarlar baharat ve mücevher bırakıp, ipekli yükleniyor. Çinliler ipek böceği yumurtalarını gözleri gibi saklıyor, onların yabancıların eline geçmemesi için her tedbiri alıyorlar. Yalınayaklı seyyahlar bile tepeden tırnağa aranıyor. Ancak iki Bizanslı papaz yumurtaları bastonlarının içine koyarak Anadolu’ya kaçırıyorlar. İpekçilik çok yere dağılıyor ama Bursa’da kök budak salıyor.

Bursa ya da “İpekistan”
İpekli kumaşlar hem doğal hem parlak oluyor, vücudu zinde tutuyor. Erkekler bu kadınsı kumaşa gülüp geçiyor ama hanımlar deli divane oluyor. Ancak Anadolu’yu yurt edinen Türkler ipek işine girmekte tereddüt ediyorlar. Zira diri diri böcek haşlamak hoşlarına gitmiyor. Müslümanlar haşerata bile eziyet etmiyorlar. Bu yüzden iş Rumlara ve Ermenilere düşüyor.
Osmanlılar ipekli kumaşlardan fistan, göynek, kese, yatak, yorgan ve perde yapıyor, emsalsiz halılar dokuyorlar. İran ve Afgan halılarında da ipek kullanılıyor ama Hereke’yi tutmuyor. Hekimlerimiz ipek ipini cerrahi vakalarda da kullanıyor, çünkü lifler bir süre sonra kendiliğinden eriyor. Havasından mı suyundan mı bilinmez Bursa’nın kozaları iri, ipleri diri oluyor. Kervanlar allı morlu kumaşları yüklenip Irgandı Köprüsü’nde sıraya giriyor. Çin’e, Maçin’e “Çatma” taşıyorlar.
Bursalı ipekçiler bildiklerini kendilerine saklamıyor bu işe meraklı olan her vilayete Elaziz’e, Diyarıbekr’e, Bilecik’e öğretiyorlar. Ancak ipler dönüp dolaşıp geri geliyor, yine Bursa’da dokunuyor. 150 yıl evvel 14 ipek fabrikası ve 200 dokuma tezgahı çalışıyor. Avrupa ülkeleri dibalar, canfesler, kadifelerle donanıyor. 1888 yılında Harir Dâr-ül talim’i öğrenime başlıyor, ipek böceği için tehlikeli olan hastalıkları tespit edip, dirençli tohumlar geliştiriyor. Ancak ipekçilerimizin rekora oynadıkları yıllarda sanayileşme başlıyor. Tekstilciler bir kilo ip için 14 kilo koza ile uğraşmaktansa sentetik elyaf kullanıyorlar. Polyester, viskon, nylon gibi ucuz ürünler piyasayı sarıveriyor. Derken köylü kente göçüyor, dutluklar apartman oluyor. İpek Han’a faytoncular yerleşiyor, Koza Han, kozaya hasret kalıyor.

Kozabirlik de olmasa
Başkan Mesut Gül “Kozabirlik 62 yıllık bir kuruluş” diyor, “şu zor günlerde ayakları üstünde duruyor, yönetimini kendi seçiyor. Kozanın kilosu dünyanın her yerinde 1,5 dolar. Bu para bir Özbek ve Azeri için cazip olabilir ama bize yetmiyor. Hal böyle olunca üreticiye omuz çıkılması gerekiyor. İşte devlet bunu yapıyor. Geçen yıl 4.5 milyon olan koza fiyatını bu yıl 7.5 milyona çıkardık. Üretim % 127 arttı. Kozacılıkla uğraşan aile sayısı 1555’den 2356’ya fırladı. Bu insanlar işe büyük bir hevesle sarıldılar, topraklarına bağlandılar. Ancak devamı için devlet desteği şart. Şu anda 10 paket yumurtaya bakan bir aile 320 kilo koza alır ki bu ayda 200 milyona filan gelir, mütevazı bir aile için fena para değildir. Nasıl otomobil sektörünü atarabacılar omuzladıysa tekstilin lokomotifi de ipekçiliktir. İpek ilaç istemez, gübre istemez. Bütün dünya ekolojik ürünlere yöneliyor. İnancım o ki kadınlar yine ipeklilere dönecek, bu doğal ve sıhhi ürün için üç beş lira fazla harcamaktan çekinmeyecekler.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>