Eğitimdeki hatalar

Buhranını yaşamakta olan Türk cemiyetinin istikbali karanlıktır! Bunu nereden anlıyorsunuz diye sorarsanız; size, istikbalimizin habercileri olan yetiştirmekte olduğumuz gençliğimizi gösterebiliriz! Yetişmekte olan nesiller, gökten zembille gelmediği gibi, dışarıdan da içimize atılmış değiller.
Bizzat, ana-babalar olarak kendilerine örnek olduğumuz ve kendi ellerimizle şekil verip yetiştirdiğimiz nesillerimiz bunlar.. Okullara gönderip eğittiğimiz; bununla da yetinmeyip yurt dışlarına gönderip, eğitim ve öğretimlerini artırmaya çalıştığımız ve; pek tabii olarak üzerlerine titrediğimiz bizim evlatlarımız bunlar..
Her nimet, külfetlerini de beraberinde getirir.
Küreselleşen dünyada, baş döndürücü hızla gelişen iletişim araçları; yerinde ve kontrollü kullanılmadığı takdirde; nesillerimizi bizden ve hatta bizi bizden kopartarak, sanal bir dünyanın metaı haline getirir!
Hele bir de ruh kökleriniz sağlam değilse, her türlü tehlikeye açık ve teşnesiniz demektir! Bir cemiyetin ruh köklerinin sağlam olması, o cemiyetteki eğitim sisteminin ‘sevgi’ temelleri üzerine bina edilmesine bağlıdır:
Eğer, siz sevgiyi; aileden başlayarak eğitimin her kademesine -ki, bu eğitim insanoğlu için beşikten mezara kadardır- yayıp etkin kılmamışsanız, boşuna uğraşıyorsunuz demektir! Çünkü; sevginin olmadığı yerde; ister istemez kin ve nefret duyguları hakim olacaktır!
Zira, insan halden hali kalamaz! Yani, ya iyi olacaktır ya kötü!
Eğitimde insanın ruhunu besler, geliştirirseniz; insanı maddeye ve olay ve hadiselere hakim kılarsınız. Bunun tersi, yani insanın ruhunu köreltir, nefsini azdırır ve yalnızca maddesini mamur etmenin savaşını verirseniz; bu takdirde insanı, maddenin esiri yaparsınız!
Eğitimde olan bir kısım çocuklarımızın, sapkınlığa daldıklarını; SATANİZM illetine kapılıp birbirlerini ve kendilerini öldürdüklerini, dehşetle irkilerek okuyor, duyuyor ve görüyoruz! Bu çocuklar, hangi eğitimin neticesinde, gerçek ma’bud olan Allah’ı bırakıp da Şeytanı ilah edindiler ve Şeytan’ın emrine girip birbirlerini boğazlıyorlar?!
Bu körpe ruhlara, nerede ekildi; bu kin, nefret ve öldürme duyguları?!
Siz, ruhu ihmal, hatta inkar ederseniz; durun bakalım; daha bunlar işin başlangıcı!
Osmanlı’nın son döneminde, İlahiyat fakültesinde, tasavvuf kürsüsündeki bir ordinaryüs profesörün, üniversite öğrencilerinden birinin mektubuna verdiği cevap; çekilmekte olan bu sıkıntıların da reçetesini ihtiva ettiğinden, oradaki birkaç cümleyi aynen yazıyorum: ‘…İlim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesat karanlığı, hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ıstırap ve felaketten kurtulamaz. Hakkı tanımadıkça, Hakkı sevmedikçe; Hak tealayı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar birbirleri ile sevişemez.’
Demek ki, sevgi lafla olmuyormuş!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>