Modernizm

Denemeler, üretimler ve akımlar çağı olan 20. yüzyıl, kültür ve sanat alanında da belirleyici oldu. Yeni binyıla girerken, kültür ve sanat olaylarını kronolojik bir disiplin içinde ele almaya çalıştık. İşte yüzyılın kısa bir özeti…

Modernizm‘in diğer akımlarla kolkola girdiği 20. yüzyıl, geride yapısalcılık, gerçekçilik, post-modernizm, gerçeküstücülük, neo-klasizm, kübizm, pop-art gibi kavramları, zengin bir mönü sunan ürünleriyle bıraktı. Her akım çeşitli sanat dallarında da kendi isimlerini geleceğe hediye etti. Tarihi araştırma yapanlar için bu yüzyıl bereketli geçti sayılabilir. Özellikle sanat alanında belirgin mirastan söz edebiliriz. Sinema, resim, tiyatro, müzik, uluslararası sanat organizasyonları ve özellikle edebiyat bu asrın unutulmayacakları arasında. İki dünya savaşı görmesine rağmen sanat hep belirleyici oldu. Özellikle Amerika ve Avrupa merkezli müzik ve sinema bütün dünyayı evrensel kriterlerde buluşturdu. Diğer ülkeler de kendilerine dayatılan bu endüstriler karşısında vaziyet almak zorunda kaldılar.

MODERNİST DURUŞ
Yeniden oluşturulan, geliştirilen ve pazara sunulan yenilikler, insanı insan yapan kültürleri de şekillendirdi/dönüştürdü. Kendi kimyasını kaybetmeden yüzyılı tamamlamaya çalışan toplumlar, geleceğin “ultra” dünyasına geçişte önemli görevler üstlendi. Her yeniliğin kitleselleştiği ve değişik yoğunluklarda benimsendiği modern yüzyılda, çağın iletişim imkanları ve bilgi/bilinç seviyesi estetik duruşuyla, sanattan edebiyata önemli kaygı ve kalıcılıkla biçimlendi.
Türkiye, dünyaya parelel olarak -biraz geriden izlese de- bu çelişki, kargaşa, toplumsal hareketlenme döneminde kültür ve sanatını oluşturmakta, var olanı sürdürmekte pek zorlanmadı. Zaten köklü bir miras üzerinde oturan Türk sanatçısı ve edebiyatçısı, yeni yüzyılda modernizm‘i benimseyerek çağdaş eserler üretti.
Bütün bu anabaşlıklar altında, 20. yüzyıl, denemeler ve üretimler çağı oldu. İçi büyük ölçüde boşaltılan klasik değerlerle birlikte yeni oluşumlarla geçen bu yüzyıl, son çeyreğinde popülizme yenik düşmüş gibi görünse de kalıcı eserleriyle her zaman dikkate alınmalı. Popülizm, popülerlik gibi kavramlar yarına kalması beklenen değerleri elbette etkileyecek ancak, bu durum bütün yüzyılların problemi idi…
Bu kronolojik çalışmada, hafızalarımıza kazınmış önemli kültürel ve edebi konuları kronolojik bir disiplin içinde sunmaya çalıştık. Sinema, tiyatro, edebiyat, müzik alanında hem dünya, hem de ülkemiz ölçeğinde kayda girmesi gereken konuları sunmayı hedefledik. Ne kadar titiz davranmış olsak da, bir yüzyıl değerlendirmesinde gözden kaçması muhtemel anekdotları verememiş olabiliriz. Ancak, eksikleriyle de olsa, böyle bir özetin bütün okuyucularımız için önemli olduğuna inanıyoruz.

Modernizm” üzerine 1 düşünce

  1. Onurumuzu okşadılar. Ağzımıza bal çaldılar. Türkiyesiz bir 21. yüzyıl olmaz,
    dediler.
    Moderniteyi aşmada Türkiye’ye ihtiyacımız var; bu değişimde ülkeniz kilit diye vurgulamaktalar.
    Küresel nizamda cihan devleti rolü biçilen ülkemizin stratejik önemi, Avrasya ekseninde, herkese malûm olduğu için bu bayramda elimizi öpen çok oldu.
    Stratejik parametreler bir yüzyılın maddî sütunlarıdır. Ancak, her yüzyılın kendine mahsus bir kültürel ruhu, zamanın ruhu vardır ki, bu iklimi algılayabilen ve ona göre gemisinin yelkenlerini şişiren kazanır.
    Bismark, mesela, bu akıntıyı, ileride varacağı menzili dahi öngörmüş ve onun için “büyük adamlar” listesine girmişti.
    Maddi potansiyelinizi, bu faktörle birleştiremezseniz; o zaman gücünüz fayda etmez.
    Yeni yüzyılın beklentileri nedir?
    Bir kere, modernizm denen ve XIX. yüzyıl Batı merkezli çağdaşlaşma modelleri daha evrensel bir nitelik kazanıyor. Evrensel derken Batı dışı tecrübelerin, renklerin ve kültürlerin de katıldığı muasırlaşma çerçevelerini kastediyorum.
    İkinci olarak şunu söylememiz mümkün:
    (Hep yazıyoruz ama…) demokrasi çoğunluğun değil, çoğulculuğun rejimi oluyor. Başka bir deyişle, demokrasi “bireyselleşiyor”. Farkların daha fazla tanındığı, kabul edildiği ve şahsi donanım, konum, özgürlük ve hakların ön plana çıktığı bir yüzyılı idrâk ettik.
    Birey, cemaatten de, ulustan da önemli sayılıyor.
    Kişinin güvenliği, devletin güvenliğinin önüne geçmiş durumda. Geçen yüzyıl, eşitlik için mücadele vermişti insanlık. Bu yüzyıl, farklılık için verecek.
    Bu itibarla, demokrasinin dahi aşılacağı bir devre söz konusu.
    Evet, hep fark dedik. Ama, sınırı neresi?
    Çokkültürlülükle, çokkültürcülüğü ayırmak lazım.
    İkincisi, adetâ bir “izm”. Çoğulculuğu teşvik eden bir yaklaşım. Topluluklar atomize olup, insanlar birbirinden koptukça bölücü zafer naraları atan bir mantalite.
    Herkes ayrışsın, su geçirmez kompartımanlarından sosyal kozasına çekilsin.
    Her birim, diğerine tahammülsüz; adetâ ilkel kabileler gibi yaşasın.
    Oysa ki, ilki, çokkültürlülük, varolan farkları “veri” olarak kabul eden bir gerçeklik.
    Ama, o farkları, cemaat imtiyazları ile belirginleştirip, bireyi hapseden bir zihin değil.
    Herkesin kendi mevziinden çıkıp, diğeri ile, farkını özde muhafaza ile, kültürel ortaklıklara vesile kılmasını arzulayan bir üreticilik.
    Topyekun zenginleşmeyi hedefleyen bir felsefe.
    Türkiye, işte geleceğe ortak olurken nasıl değişeceğini de bilmeli.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>