Siyasi Partiler Kanunu nasıl olmalı?

Partilerin tamamına yakın bir kısmı, 1987 yılından bu yana yapılan bütün genel seçimlerde, aday tespitlerini, parti genel merkezleri  ve liderler eliyle yapmışlardır. Bu uygulamalar, parti teşkilatlarını karşılarına almaktan çekinmeden sürdürülmüştür. Seçmen, milletvekillerini kendisinin değil parti seçmesi uygulamalarından usanmıştır. Gerekli düzenlemeler süratle yapılmalıdır.
‘Çok iyi’ siyasi partiler kanunundan maksat nedir? Bu beyan hep yuvarlak ve sözden ibaret kalmıştır. Kimse, 648 ve 2820 sayılı kanunların eksik ve fazlası nedir sorusunun cevabını müşahhas olarak ortaya koyamamıştır. Bunu ortaya koyarak kamuoyunun ve ilgililerin tartışmasına açmak istiyorum. 1965 yılına kadar Siyasi Partiler Kanunu olmadan partiler faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Siyasi Partiler Kanunu yok iken kurulan partilerin tüzükleri, daha sonraki durumlarla kıyaslandığında, çok daha demokratik idi. Parıti tüzükleri, Genel İdare Kurulu ve Parti Meclisi’nin Genel Kongre’de seçilmesine amirdi. Temsilciler Meclisi’nde de Genel Başkan Yardımcıları vazifeye göre seçilirdi. İlk defa, 13. 7. 1965 tarihinde, 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu çıkartılmıştır. Bu kanunda, lider sultası doğuracak, partilerin genel merkezlerine, milletvekili ve senato seçimleri aday tesbitlerinde geniş yetkiler tanıyan hükümler yoktu. Kontenjan adayları %5’le sınırlanmıştı. 1965 seçimlerinde aday tesbitleri, il seçim çevrelerinde, ilçe kongrelerine iştirak eden delegelerle, yargı denetiminde yapılmıştır. Genel merkez olarak yargı denetiminde yapılan seçimlerdeki aday sıralamasını bozmamak için, genel merkez olarak, 23 kontenjan hakkımızın ancak 16’sını kullanabilmiştik. Sonraki yıllarda umumi temayül, aday tesbitlerinin kayıtlı üyelerle yapılması istikametinde gelişti ve ön seçimler öyle yapıldı. Fakat aday tesbitlerinde köy ve mahallelerde kullanılan oyları genel seçimlerde parti alamadı. Meğerse onlar partinin samimi oyu değil, ön seçim oyu ve üyesi imiş. 1980 askeri müdahalesinden sonra lağvedilen 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu yerine 2820 sayılı kanun yapılmıştır. Bu kanunda da kontenjan adayları %5 seviyesinde tutulmuş ve yargı denetiminde, kayıtlı üyelerle aday tesbiti gibi hususlar muhafaza edilmiştir. 1983 yılında Konsey, Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu çıkmış, siyasi faaliyetlere müsaade edilmiş olmasına rağmen veto kullanarak ancak üç partinin seçimlere iştirakine izin vermiştir. 1987 yılında milletvekili genel seçimlerinin öne alınması, Anayasa referandumundan sonra ANAP’ın oyları ile karara bağlanmıştır. ANAP, genel seçimleri öne alacağını hesaplayarak 1986 yılında ve 3270 sayılı kanunla siyasi partiler kanununun 37 ve 38. maddelerini değiştirmiştir: “Partilerin aday tesbitleri tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esasların biri ile yapılır. Kanunun 38. maddesinde yazılı kontenjan adaylığı ile parti tüzüklerinde gösterilen merkez yoklaması dışındaki aday seçimleri, seçim kurullarının yönetim ve denetiminde yapılır.” Bu tadil yapıldıktan sonra siyasi partiler, zorlayıcı sebep olmadan da, bütün seçim çevrelerinde aday tesbitlerini merkez yoklaması ile yapmışlardır. Yargı denetiminde, seçim kurulları ve delege veya kayıtlı üye ile aday seçmekten kaçmışlardır. Kontenjan adaylarının %5 ile tahdidi de kaldırılmıştır. Siyasi partilerin tamamına yakın bir kısmı, siyasi partiler kanunundaki bu değişiklikten sonra yapılan 1987, 1991, 1995 ve 1999 seçimlerinde, aday tespitlerini, parti genel merkezleri eliyle yapmışlardır. Siyasi partiler bu uygulamalarını, kendilerine bir şey kazandırmamış olmasına rağmen, teşkilatlarını karşılarına almaktan çekinmeyerek sürdürmüşlerdir. Nisbi temsil seçim sistemlerinde seçmen, sandık başında, milletvekillerini seçmeyip, parti seçtiği için, bu uygulamalardan usanmıştır. Seçmen, iktidara getirmek istediği partiyi de onun milletvekillerini seçmesine imkan verilmesini istemektedir. Siyasi partilerde teşkilatlanmanın ve Siyasi Partiler Kanunu’nun aşağıdaki hususlar dikkate alınarak gözden geçirilmesinin uygun olacağını düşünüyorum: 1- 1986 yılında yapılan tadille, 6 milletvekilinden fazla milletvekili çıkaran seçim çevreleri 6-5-4-3 milletvekili çıkaran seçim çevrelerine bölünmüştür. Kanun, partilerin bölünen seçim çevrelerinde kontenjan adayı göstermesini ve kontenjan adayının partilerin aday sırasındaki adaylarından ayrıca konulmasını benimsemiştir. Bu suretle seçim çevresinde en çok oy alan siyasi partinin kontenjan adayı milletvekili kabul edilmiştir. Geçerli oylar, geri kalan milletvekillerine bölünerek çevre barajı yükseltilmiştir. Bu tadil ile %30’larla iktidar arayışına gidilmiştir. 1987 seçimlerinde bu uygulama ile ANAP, %36.1 oyla 292 milletvekili çıkararak mecliste %64.88 oranında temsil edilmiştir ve iktidar olmuştur. Muhalefet partilerinin %36.1 oy ile iktidarın milleti temsil edemeyeceğini iddia etmesi üzerine basın, armutlarla elmalar toplanmaz diyerek, azınlık iktidarını savunmaya başlamıştır. İnsanlar, vakıaların doğru ve yanlışını değerlendireceğine, şahıslara sempati ve antipatisine göre hadiseleri değerlendirmiştir. 2- Türkiye’de, 27 Mayıs 1960 sonrasında, köy ve mahallelerdeki ocak teşkilatları yüzünden memleket kamplara ayrılmıştır iddiası ile, partilerin ocak teşkilatları kaldırılmıştır. 40 yıldır siyasi parti teşkilatlarında, ocak ve bucak teşkilatlarına yer verilmez durumdadır. Şimdi bucaklar kaldırılmıştır. Beldelerde parti teşkilatı kurulmasına müsaade edilmiştir. Aslında ocak teşkilatlarının kurulması, sağlıklı üye kaydına ve ocak kongreleri yolu eğitilmiş parti mensuplarının yetişmelerini sağlayacaktır 3- Parti genel merkezlerinin il, ilçe, bucak yönetim kurullarını feshedip, müteşebbis kurullarla, kongrelerini yapmadan parti yönetmeye kalkmaları önlenmelidir. Kademeler mutlaka seçimle gelenlere teslim edilmelidir. Teşkilatsız particilik anlayışından demokrasiye inanıyorsak vazgeçilmelidir. 4- Anayasanın dışına çıkılarak; din, mezhep, ırk, bölge ve sınıf ayrılığına imkan verecek parti kurulması ve faaliyeti önlenmelidir. 5- Parti Genel Başkanlarının talebi üzerine Cumhurbaşkanı’nın, bakanların görevlerine son vermesi, milletvekilleri üzerinde genel başkanların baskı ve dayatmalarını en fazla artıran husustur. Milletvekillerinin bakan olma arzuları en tabii haklarıdır. Fakat, bakan olunduğunda, gensoru ve istifa ile ayrılması ne kadar tabii ise, genel başkanla anlaşamadı diye bakanların görevlerine son verilmesi de o kadar yanlıştır. 6- Partiler, ister yetkili kişilerin, ister milletvekili ve üyelerin söz ve yazılarından ötürü kapatılmamalıdır. Bunların beyan ve yazılarında suç varsa şahısları hakkında dava açılmalıdır. Mahkûm olurlarsa partileri ile ilişkileri kayıtları silinmek suretiyle sona erdirilmelidir. Parti hakkında, kaydı silmemekte ısrarlı olması halinde, kapatma davası açılabilmelidir. Partileri genel merkezlerinin ve karar organlarının kararları ilzam etmelidir.
Yazan: Dr. Sadettin Bilgiç (Ulaştırma ve Milli Savunma eski Bakanı)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>