Soru işareti

soru isareti 300x300 Soru işareti

Soru işareti

 

Geçenlerde bir film izledim. Tahminen bin dokuzyüz yetmişlerde çekilmiş bir
Amerikan filmi.
Çevre düzeni, oyuncuların kılık kıyafetleri ve
sinematografik anlatım hep yetmişlerin o dağınık ve telaşlı ruh halini
yansıtıyordu.
Sinema sanatı açısından hiçbir değer taşımayan bu ticari
filmin bana göre ilginç yanı senaryosuydu.
İnsanların hayal gücü bazen
etkileyici oluyor. Bazı eserlerde öyle güçlü bir hayal gücüyle karşılaşıyoruz ki
şaşırmamak elde değil.
Bir zamanlar Paul Auster’in bir kitabını okumuştum.
Onun da ana teması beni şaşkınlığa düşüren filmin temasıyla aşağı yukarı
aynıydı.
Kitapta, hikayenin lokomotif karakteri, basit bir insanken,
tesadüfler sonucunda, eski ve büyük bir eve düşüyor. Genellikle karanlık ve iç
karartıcı bir görüntü sergileyen ev tıpkı kendisi gibi çok eski ve değerli
eşyalarla dolu. İki erkek kardeş yaşıyor bu evde ve bunların en önemli merakı
maket yapmak. Koskocaman bir galeride, hayatları boyunca yaşadıkları her olayın
maketini yapıp saklıyorlar.
Maket dışında hiçbir konuya ilgi göstermeyen bu
iki kardeş, saplantıları yüzünden aynı zamanda ürkütücü bir tablo
oluşturuyorlar.
Hikayenin baş kahramanı, kumar borcu yüzünden bu insanların
eline düşüyor ve bir nevi tutsak gibi yaşamak zorunda kalıyor. Hiçbir zaman
itiraf edilmeyen bu tutsaklık kahramanımızı giderek daha içinden çıkılmaz bir
karmaşanın içine itiyor.
Bütün kitabı, “şimdi kurtulur” hevesi içinde
okuyorsunuz ama zavallı adamcağız asla bu kıs-
kaçtan kurtulamıyor ve sonun-

da ölüyor.
Tıpkı kitaptaki gibi bir hikayeyle karşılaştığım için o ucuz
Amerikan filmi ilgimi uyandırdı.
Filmde düşleriyle gerçek hayatını
kavuşturan bir adamın hikayesi anlatılıyordu. Her uyuduğunda bir önceki
rüyasının devamını gören ve giderek bu rüyaları kendi gerçek hayatı zannetmeye
başlayan bu adamın sonu da kitaptakinden pek farklı olamadı. O da kendi ördüğü
heves duvarının içinden çıkamadan öldü.
Demek ki bazı yazarlar, hayalin
dayandığı gerçeklik duvarını görmezden geliyorlar. Ve eserlerini üretirken
özellikle akıl karıştırmayı tercih ediyorlar. Nitekim filmin bir yerinde, başrol
oyuncusu gayet havalı bir biçimde seyircinin gözünün içine bakarak “ya düşler
gerçek, gerçekler de düşse” deyiverdi.
İlgi çekmek gayreti içinde olan
kişiler demek ki öncelikle soru işaretini getiriyorlar gündeme.
Kocaman bir
soru işaretini işin içine yerleştirince gerisi geliyor zaten. Süslemeler yaparak
hikayeyi gerektiği kadar uzatmak mümkün.
Bu iki eser de aslında hiçbir
temele oturmuyor ve gerçekleşmesi mümkün gibi gözükmüyor.
Benim ilgimi çeken
yanı yazılımdaki teknik… Dikkat ederseniz Türkiye’nin iki de bir de başına
gelen beklenmedik hadiselerin senaryoları da hep aynı teknikle yazılıyor.

Başarılı bir giriş, gelişme, sonuç üçgeninin tam ortasına ihtişamlı bir soru
işareti yerleştiriliyor. Giriş bölümünde merak uyandırılıyor, gelişme kısmında
medya ayağa kaldırılıyor, sonuçta iş yargıya intikal ediyor ve unutulup gidiyor.

Türkiye üzerinde kimler böyle senaryolar yazıyorlarsa, bir tek şeyi
unutuyorlar, okuyucunun Türk insanı olduğu gerçeğini…

SÖZÜN
ÖZÜ
Gerçek çoğu zaman karartılır, fakat hiçbir zaman sönmez.

LEVHA
Taşı delen suyun gücü değil, damlaların
sürekliliğidir.

soru isareti 1 Soru işareti

Soru işareti

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>