Mutlu bir aşk masalı

Tanrıları bile insafa getiren bir aşk masalı duydunuz mu hiç? Mutlu sonla biten bir aşk masalı… Sevginin gücünün ölümü bile dize getirdiği bir mit… Bir efsane.

Keyks ile Halkyone’nin hikayesi, binlerce yıl önceden sesleniyor bize… Bugün, bu postmodern dünyada yaşanılması imkansız bir ütopya olarak. Dostların bile aynı postu paylaşamadığı, herkesin kendi derdine düştüğü bir dünyada, böyle bir masalı anlamak oldukça güç elbet.

Bugünlerde zaman buldukça üzerinde çalıştığım, Klasik Yunan Mitolojisi’nde rastladım Keyks ve Halkyone’ye.. Ve sizinle paylaşmak istedim onların öyküsünü:

Sabah yıldızı Lukifer’in oğlu ve Thessalia’nın kralı Keyks, eşi, rüzgarların kralı Ailos’un kızı olan Halkyone’ye deli gibi aşıktır. Bu çift birbirlerini öylesine seviyordur ki, ayrı geçen bir günleri bile yoktur.

Ancak mutlulukları uzun sürmez. Keyks, krallığı ile ilgili bir takım sorunları denizaşırı bir tapınağa giderek tanrılara danışmak ister. Düşüncesini eşine söyleyince, Halkyone karşı çıkar. Denizlerin ne olduğunu bilen, fırtınaların ne oyunlar oynadığını kendi gözleriyle gören Halkyone, umutsuzca eşine yalvarır:

– Sakın gitme. Ben deniz kıyısına indiğim zaman hep batan gemilerin sahile çarpan parçalarını görürdüm. Eğer gitmek zorundaysan beni de götür. Gemin batarsa, ben de seninle birlikte ölürüm…

Bu sözler Keyks’in yüreğine işler. Ama ne çare ki gitmek zorundadır ve Halkyone’yi yanında götürmez, götürmek istemez. Çünkü O da bilir ki deniz çok tehlikelidir.

Yola çıkılır… Bir süre sonra deniz kabarır. Dalgalar, dağ kadardır. Yağmur o kadar güçlüdür ki, gökyüzü denize, deniz gökyüzüne kavuşur zaman zaman… Ve Keyks’in gemisi, dalga dağları arasında kaybolur gider. Herkes korku içinde ölüme giderken sadece Keyks neşelidir. Çünkü karısını yanına almamıştır ve o hayattadır… Ölüme giderken Halkyone’nin adını söyler durmadan..

Diğer tarafta Halkyone, hergün, kocasını sağ salim kendisine kavuşturması için Zeus’un karısı Hera’ya yalvarmaktadır. Hera, bu yakarışlara ilgisiz kalamaz. Tanrıların habercisi İris’i, uyku tanrısına göndermek için yanına çağırır. Ona şöyle der: “Git Hypnos’a söyle, Halkyone’ye bir rüya gönderip gerçeği, yani Keyks’in öldüğünü ona bildirsin.”

Aldığı emre uyan İris, binlerce renk içeren eşarbını boynuna sarar ve ebemkuşağının yol göstericiliğinde uyku tanrısının sarayına varır. Bu saray, Kimmeri’ler diyarında, daima nemli bir sisin örttüğü bir mağaranın içindedir. Dış dünyadan hiçbir ses içeri giremez… Huzur ve rahatlık sessizce bu mağaranın içinde dinlenmektedir. Yalnızca, bir kayanın kalbinden sızarak akan bir su, Lethe’yi yani ‘unutkanlık’ı doğurmaktadır. Lethe’yi doğuran bu çayın, çakıl taşlarının üzerinden akarken çıkardığı tatlı mırıltı Hypnos’u uyutmaktadır. Gece, uyutucu esansını bu mağaradan alıp, karanlıklara gömülmüş olan evrenin üzerine saçıyordur… Hypnos, mağaranın tam ortasında, abanoz ağacından yapılmış, tüy döşeklerle kaplı ve rengarenk kelebeleklere bürünmüş rüyaların çevrelediği karyolasında uyumaktadır.

İris, içeri girince yolunun üstündeki rüyaları elleriyle sağa-sola doğru uzaklaştırarak Hypnos’un yanına varır. Hypnos, İris’in fosforlu renklerden oluşan eşarbının karanlık mağarayı aydınlatması üzerine, zorlukla uykusundan uyanır ve İris’e niçin geldiğini sorar. Tanrıların terbiyeli ve anlayışlı haberçisi İris, niçin geldiğini hemen söylemez. Uyku tanrısının tam olarak uyanması için sözleriyle onun ruhunu okşar:

– Ey, varlıklara huzur ve rahatlık veren uyku! Fani insanların başlarına bela olan, dertler, üzüntüler, acılar, ıstıraplar senden ürker, kaçar. Yorgunluklarla harabolmuş vücutlara, esrarlı uykuyu sen lütfedersin, onları sen dinlendirir, çalışma gücünü sen ihsan edersin. Tanrıçalar tanrıçası Hera’nın dileği şudur: İstediği insanın şekline girebilen hünerli oğlun Morpheus’u Halkyone’ye gönderecek, kocası Keyks’in öldüğünü ona bildireceksin. Zavallı kraliçe, kocasını sağ sanarak, boş yere Hera’ya yalvarıp, duruyormuş.

İris, sözlerini bitirdikten sonra mağaradan hemen uzaklaşır… Çünkü göz kapaklarına ağırlık çökmüştür ve uyumak üzere olduğunu farketmiştir…

Uyku tanrısı, oğlu Morpheus’u, Keyks formuna sokarak, uyumakta olan Halkyone’nin başucuna gönderir. Keyks kılığındaki Morpheus sessizce “Bak” der. “Ben geldim, ben… Beni tanıdın mı? Yoksa ölüm yüzümü de değiştirmiş mi? Ben öldüm sevgili karıcığım. Deniz dibine giderken bile, senin adını dudaklarımdan düşürmedim. Sen de benim için birkaç damla gözyaşı dök. Ölüler diyarına giderken arkamdan bir ağlayanım olsun.”

Halkyone, “Bekle beni, ben de seninle geliyorum” diyerek uykusundan uyanır. Artık, kocasının öldüğünü anlamıştır. Hıçkırıklara boğulur: “Ben onsuz yaşayamam. Onun gövdesi dalgalarda savrulurken, ben nasıl yaşayabilirim. Seni bırakamam aşkım. Ben sensiz yaşayamam.”

Sabah olur olmaz denize koşar Halkyone. Tam kocasını uğurladığı yere gelir. Denize doğru bakar. Dalgaların üzerinde bir karaltı görür. Karaltı, kendine yaklaştıkça onun bir ölü vücudu olduğunu farkeder. Nesne, iyice yaklaştığında bunun, kocasının cesedi olduğunu dehşetle anlar. Hemen bir kayanın üstüne çıkarak kendini dalgaların kucağına, kocasının yanına bırakır.

Fakat, denize batacağı, dalgaların arasında kaybolacağı yerde, o dalgaların üstünde uçuyordur. Kolları kanat olmuş, bütün vücudu tüylere bürünmüştür. Tanrılar, kocasını bu kadar seven ve onsuz yaşamak istemeyen bu güzel kadının ölmesine izin vermemiş, onu bir kuşa çevirmişlerdir. Halkyone, biraz sonra yanında uçan başka bir kuş daha farkeder.. Bu kocası Keyks’dir. İkisi de birer kuş olmuşlar, birlikte uçuyorlardır… Onlar, yeniden ve sonsuza dek birlikte olacaklardır.

Efsaneye göre hala uçtukları ya da dalgalar üstünde oturup dinlendikleri görülür…

Hikaye burda biter… Kalanı aklımıza düşer..

Her kış, yedi gün için deniz durgunlaşır, dalgalar kıpırdamaz olur. Bu günlerde Halkyone, dalgalar üstünde kuluçkaya yatar… Yedi gün içinde yavrular yumurtadan çıkar ve yeniden deniz kudurur, dalgalar yeniden kıyılara saldırır. Denizin durgun olduğu bu yedi güne ‘Halkyone Günleri” denir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>