Kış şiirleri

Kış, bir şiirdi eskiden. Evlerine kapanan insanların, sokakları kuşatan çocukların şiiri idi. Tabiatı bembeyaz bir örtünün altına alan kar taneleri, çıplak gözle gördüğümüz insan eseri çirkinliklerin üstünü örterdi bir de.
Kış, sadece bir şiir ve dar zamanlarda yaşayan insanlarımızın beyaz keyfi olarak çökmezdi hayatımıza. Edebiyatçıların, daha çok da şairlerin mısralarına yansırdı bembeyaz kar taneleri.
Baudelaire, kış aylarının keyfi için “Güzel bir konut kışın şiirselliğini daha da artırmaz mı?” derken Gaston Bachelard, “Mekânın Poetikası”nda “Evde, her şey farklılaşır, çoğalır. Ev, kışın yedekte tuttuğu içtenlikleri, içtenlik inceliklerini kuşanır” diye not düşer.
Kış, yaz ayları nasıl dört gözle beklenirse, öyle beklenir bütün bir yıl boyunca. Güzün son demlerinde düşen yağmur damlalarının kar tanecikleri olması için tatlı bir telaş ve heyecan sarar insanları. Ve herkes, kışın içtenliğini kuşanmak için bekler durur ilk kar tanelerinin yeryüzüne teşrifini…

‘Kar sesidir bu…’
Artık kış gelmiştir. Bembeyaz olmuştur her taraf. Bilindik sıkıntılarını hiç kimse düşünmez kış aylarının. Bacalarda tüten duman, vıcık vıcık olmuş sokaklar, yollarda mahsur kalanlar farklı bir anlam katar bu sıkıntılı günlere. Caddelerden çekilmiş arabalar ve insanları bile aramaz gözlerimiz. Yahya Kemal Beyatlı, “Kar Musikileri” şiirinde, “Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu/ Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu” mısralarıyla bu farklı ve beklenen günlere ne kadar özlem duyduğumuzu isbatlar adeta.
Victor Hugo’nun “Sefiller”indeki kış tasvirlerini hepimiz hatırlarız. Henri Bachelin ise, çocukluğunun bir kış gecesini şöyle anlatır:
“Gece oturmasına gelen komşularımız, ayakları karların içine gömülerek, başları da fırtınada kaybolarak evlerine dönerken bana öyle geliyordu ki, çok uzaklara, cadıların, kurtların ülkesine gidiyorlardı. İlk okuduğum masal kitaplarında olduğu gibi, arkalarından bağırmak istiyordum: Tanrı yardımcınız olsun!”
Edebiyatımızın en önemli kış şiirini (Elhan-ı Şita) kaleme alan Cenap Şehabettin, karın yağışını “Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,/ Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar” diye resmediyor adeta ve devam ediyor: ” Karlar/ Ki semâdan düşer düşer ağlar!/ Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;/ Küçücük, ser-sefîd baykuşlar/ Gibi kar/ Sizi dallarda, lânelerde arar…”
“Hüzün şairi” Ahmet Haşim de “Kış” şiirinde şöyle dillendirir bu güzel günleri: “Yine kış,/ Yine şems-i mesâda, ah o bakış,/ Yine yollarda serseri dolaşan/ Aşiyansız tuyûr-ı pür-nâliş (…)/ Yine kış, yine kış,/ Bütün emelleri bir ağlayan duman sarmış…”
Ahmet Hamdi Tanpınar ise “Kış Bahçesinden” şiirinde o güzel kış bahçelerini anlatıyor: “Ne güzeldi o kış bahçesinde/ Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu/ Sana bir bahar hazırlamak için.”

Kış, kıyamet olsa da…
Şairliği tartışılsa da Hasan Ali Yücel’in çocuk şiirlerinde kış kendini ortaya çıkarır. “Dere” isimli şiirinde küçücük de olsa, bir derenin yaz-kış boyunca büyük bir istekle akışını “Bilmez durup dinlenmek./ Kış, yaz demeyip akar./ Ovanın her yerini/ Sular ile o yıkar” diye seslendirir.
Son dönemin önemli şairlerinden Ahmet Telli, sevgilisine seslenirken “Bekle Beni” diyor bir şiirinde. Çünkü şartlar ne olursa olsun bir gün mutlaka gelecektir. “Kış kıyamet bir gün/ bakarsın çıkıp gelmişim/ varsın azgınlaşsın tipi/ ve uğuldayadursun/ dışardaki rüzgâr/ Sakın şaşırma küçüğüm/ üşümüş bir serçe gibi/ titremesin ellerin/ apansız çıkıp geleceğim/ kış kıyamet de olsa bir gün…”
Şairlerin kar ve kışla ilgili yorumları değişmiştir artık. Farklı duyarlılıkları mısralarına yansıtırlar. Günümüzün önemli şairlerinden Attila İlhan da “Caricin’de Geçen Kış” şiirinde pastoral bir manzarayı anlatır: “Caricin’de geçen kış/ Tepeden tırnağa katran ve su buharı/ Volga’nın uykusuna bir rüya gibi sarkmış/ Ateşten örümcek nehir vapurları…”

Kış Düşünceleri
Geçti yaz günlerinin güzelliği
Açık pencereler, damlar, bahçeler.
Her şey ne sıcaktı, her şey ne iyi
Hatta o karanlık, aysız geceler.

Hani o gezmeler kırda denizde?
Hani o cümbüşler, sazlar temmuzda?
Ağustos mehtabı tam üstümüzde
Plajlarda neydi o eğlenceler?

Yaşamak diyordum, yaşamak ne hoş!
Hele bir gelmesin n’olurdu bu kış.
Nerde o kahkaha, o ses, o alkış
Şimdi yerini aldı düşünceler

Faruk Nafiz Çamlıbel