Türk Tarih Kurumu ne zaman ve niçin kurulmuştur?

Bundan tam 73 yıl önce bizzat Atatürk tarafından kurulan Türk Tarih Kurumu, amacına uygun olarak bugüne kadar birçok başarılı projeye imza attı. Yayımladığı kitaplar, yaptığı ilmî araştırmalar, düzenlediği milletlerarası toplantılar ve çatısı altındaki ilim adamları sayesinde Türk tarihinin bilinen ve bilinmeyen birçok yönünü ortaya çıkarmak için yıllardır çalışmalar yapan TTK, son yıllarda farklı ve geniş kapsamlı araştırmalar üzerinde yoğunlaşıyor. Kurumun başında 10 yılı geçkin bir süredir Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu bulunuyor. Geçen mart ayında Babıali Kültür Yayıncılığı tarafından “Ermeni Tehciri” isimli önemli kitabı da çıkan Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu ile geçmişinde yüzlerce sayılık bir dergi ile 1000′den fazla eser bulunan Türk Tarih Kurumu’nu konuştuk:

Popüler tarih ne demektir?
* Popüler kültürün dayattığı bir tüketim çarkı içinde tarih nasıl bir etkilenmeyle yönünü bulmaya çalışıyor?
HALAÇOĞLU: Bence ülkemizde son yıllarda, eski yıllara göre tarih daha rağbet görmektedir. Bu nedenledir ki, popüler tarih yazıcılığı, para kazanır hale gelmiştir. Ancak popüler tarihçiliğin, geleceğimize ait olumsuz bir etkisini de belirtmemiz gerekir. Zira tarih bilimi, geçmiş olayların hikâye biçiminde günümüze aktarılması anlamına gelmez. Halbuki bilimsel tarihçilik, iyi veya kötü anlamda da olsa, kazanılan tecrübelerin günümüz problemleriyle ilgili konularında plânlama ve programlama yapmayı sağlar ki, bunu popüler tarihle elde etmek mümkün değildir. Tarihin ülke insanlarını popüler kültürlerin etkisinden koruduğu bir gerçektir. Popüler kültürün bugün gelişmiş iletişim araçları dolayısıyla etkileri daha fazla görülmektedir. Bunun önüne belli bir ölçüde geçebilmek, tarih ve öz kültürün gençlere ve topluma doğru olarak öğretilmesiyle mümkündür. Bu çerçevede kültürün ve kültür değerlerinin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

TTK’yı Atatürk kurmuştu
* Türk Tarih Kurumu, popüler yaklaşımlardan uzak, kendi kuruluş gayesine uygun olarak birçok önemli hizmet gerçekleştiriyor. Kurumun geçmişte yaptığı önemli faaliyetler hakkında bilgi verir misiniz?
HALAÇOĞLU: Türk Tarih Kurumu bilindiği üzere 1931 yılında Atatürk tarafından Türk Tarihini araştırmak üzere kuruldu. O tarihte Atatürk’ün belirlediği tarih tezi, bütün dönemlere ait tarihin birbirini tamamladığı ve Türklerin medeniyete büyük hizmetlerde bulunduğu şeklindeydi. Bu tarihin bilimsel yoldan araştırılması büyük önem taşımaktaydı. Bunu “Tarih yazmak, yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır” sözüyle ifade etmiştir. Türk Tarih Kurumu, Türk tarihinin kaynaklarını, Hunlardan başlayarak günümüze kadarki Türk tarihini, hiçbir ideolojinin, siyasî görüşün etkisinde kalmadan araştırmaktadır. Geçmişteki ilk çalışmalarından biri “Pîrî Reis’in Kitâb-ı Bahriyesi ve Haritası”nı basmak olmuştur. Ayrıca dört ciltlik lise ders kitaplarını, “Türk Tarihinin Kaynakları” adlı çalışmaları yayınlamıştır. 1935 yılında ise Alacahöyük kazısını gerçekleştirmiştir. Bütün bunlar dışında 1937′de Belleten adlı dergi çıkarılmaya başlanmıştır ki, bugün uluslararası nitelikte olan bu dergimizin 248. sayısı yayınlanmıştır. Ayrıca yirmi sekiz dizi halinde yüzlerce kitap yayınlanmıştır. Bugün yayınlarımızın sayısı 1200′ü geçmiştir.

Projeler hızla devam ediyor
* Türk Tarih Kurumu olarak, siz, kamuoyunda pek yer bulmasa da çok önemli projeler gerçekleştiriyorsunuz. Kısa ve uzun vadede ele aldığınız bu projelerden bahsedebilir misiniz?
HALAÇOĞLU: Türk Tarih Kurumu çalışmalarını aynı hızla devam ettirmektedir. Ancak yeni anlayışımız, tarih araştırmalarında, bütün dünyadaki bilim adamlarıyla ortak hareket etmek şeklindedir. Tarih araştırmalarındaki gelişmeler, tarih araştırmalarının kollektif yürütülmesini gerektirmektedir. Ayrıca, bizimle ilgili arşivlerin araştırmalarda eksiksiz kullanılması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Türk Tarih Kurumu şu sıralarda çalışmalarını projelendirmiş ve daha objektif biçime sokmuştur. Yine bu çerçevede Rusya, Macaristan, İran ve Türk Cumhuriyetleri gibi birçok ülkeyle işbirliği protokolleri yapmıştır. Buna bağlı olarak da pek çok proje hazırlanmıştır. Bu projelerden bazılarının sadece isimlerini vermekle yetineceğim: “Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi”, “Yurtdışı Türk Kültür Varlıkları Envanteri Projesi”, “Başlangıçtan Günümüze Türk Dünyası Tarihi”, “Türk Tarihinin Arkeolojik Kaynakları”, “Anadolu’da Kurgan Türü Mezarlıklar”, “Balkanlarda Ekonomik Transformasyon”, “Göç Eden Ermeniler Projesi”…

Halk tarihe sahip çıkıyor
* Üniversiteler ve bilim adamlarının yeniden ve daha aktif tarih araştırmalarına yönelmesi için neleri tavsiye edersiniz?
HALAÇOĞLU: Bugün üniversitelerde görev yapan bilim adamları, yüklendikleri dersler nedeniyle âdeta araştırma yapamaz hale gelmişlerdir. Yani ders yükleri çok fazladır. Bu sorunun çözümlenmemesi halinde üniversitelerden ciddî araştırmalar beklemek insafsızlık olur. Buna karşılık Türkiye’deki tarih araştırmalarında ciddî bir metodsuzluk ve plânsızlık göze çarpmaktadır. Ayrıca bunun için kaynak ayrıldığını da söylemek mümkün değildir. Öte yandan yaptırılan yüksek lisans ve doktora çalışmalarında seçilen konular, ülke meselelerinin çözümüne yönelik olmaktan çok uzaktır. Ben, tarihin öneminin halkımızın gündeminden çıktığı inancında değilim. İnsanların geçinme derdi olan bir ülkede, diğer konular normal olarak hep ikinci plâna düşer. Buna karşılık tarihî eserler, mezarlıklar, sivil mimarî eserler gibi kültür varlıklarımızın halkımızca korunduğunu veya korunması yolunda titizlik gösterildiğini de söylememiz mümkün değildir. Bu konuda görsel yayın kuruluşlarına büyük görev düşmektedir. Meselâ, biz 10-12 dakikalık bu konularda belgeseller hazırlamaktayız. Televizyonlarımız istedikleri takdirde gösterim için kendilerine yardımcı oluruz. Televizyonların sürekli dış kültür ögelerini gençlere sunmaları, onların kendi kültürlerine yabancı kalmalarına yol açmaktadır. Keza, dil konusunda da aynı sıkıntı yaşanmaktadır. Halkın veya toplumun bu konularda bilinçlenmesi, şüphesiz medya kuruluşlarının birinci derecede görevidir.

Koruyamıyor, yağmalıyoruz
* Özellikle eski ve yakın tarih hazinelerine ilgisizliğin had safhada yaşandığı bir dönemdeyiz. Tarihi yok olmaktan nasıl kurtarabiliriz?
HALAÇOĞLU: Türkiye coğrafyası, tarih içinde pek çok kavmin yaşadığı ve fakat tarihten silindiği bir coğrafyadır. Özellikle Anadolu’nun içine sıkışmış devletler, kısa zamanlar içinde tarihten tamamen silinmiştir. Buna karşılık bu coğrafyada, Anadolu dışına da hakim olan devletler, güçlü devletler olarak, sadece kendi coğrafyalarına değil, çevrelerine de etkili olmuşlar ve uzun ömürlü devletler olarak tarihte yer almışlardır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, komşu ülkelerle olan yakın ilişkilerine bağlıdır. En azından onlarla düşmanlık yerine işbirliği yapacağı bir ortamı oluşturmalıdır. Pek çok istilâya maruz kalmış Türkiye coğrafyasında yaşamak, başka coğrafyalara göre beş kat daha zordur. Hiç unutmayalım ki, tarih bilinci kültür değerleriyle kazanılır. Geçmişine saygı göstermeyenlerin geleceği olmaz. Eğer tarihî eserlerimize gerekli itinayı göstermiyorsak, atalarımızın yattığı mezarlıklarımızı koruyamıyor ve yağmalıyorsak, güzelim şehir ve kasabalarımızdaki sivil mimarimizi üç kuruşa tamahla yakıyor ve yok ediyorsak, gelenek ve göreneklerimizi çağdışı kalmışlıkla değerlendiriyor ve yaşatmıyorsak sadece tarihimizi değil, kendimizi de kaybetmeğe mahkumuz. Bu konuda görev herkese düşmektedir.

Araştırıp yazıyor
1949 yılında Adana’nın Kozan kazasında doğdu. 1967′de liseyi, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçağ Tarihi Kürsüsü’nden “Fırka-i Islâhiye ve Kozan” isimli lisans tezini hazırlayarak mezun oldu. 1974 yılında aynı üniversitede Yeniçağ Tarihi Kürsüsü’nde asistan, 1978 yılında “XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda İskân Siyâseti” konulu doktora tezi ile doktor oldu. 1982′de yardımcı doçent, Nisan 1983′te de “Osmanlı İmparatorluğu’nda Menzil Teşkilâtı ve Yol Sistemi” isimli doçentlik tezini hazırlayarak doçentliğe yükseldi. 20 Mart 1989′da “XVI. Yüzyılda Sosyal, Ekonomik ve Demografik Bakımdan Balkanlar’da Bazı Osmanlı Şehirleri” konulu takdim tezi ile profesörlüğe yükseldi. Aynı tarihlerde Türk Tarih Kurumu asıl üyesi seçildi. 1989 yılında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’na tayin edildi; 17 Aralık 1990′da da Genel Müdür Yardımcılığına getirildi. 21 Eylül 1993′de Türk Tarih Kurumu Başkanlığına tayin edildi. 9 kitabı ve 100′e yakın makalesi bulunuyor.